çocukta korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukta korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Korkular; Hayvan Korkusu

Evladınızı olası tüm tehlikelerden korumaya çalışırsınız değil mi?
İnsanın içi titriyor çocuğundan bahsederken, mutluysa istem dışı bir gülümseme yayılıyor yüzümüze, hastaysa dünya duruyor sanki.
Peki tüm bunları en derinden hisseden bir anne ya da baba evladına nasıl zarar verebilir ki?
Çok basit.
Onu korkutarak.

Hayvan korkusu, karanlık korkusu, deniz korkusu, doktor korkusu..
Bunları çocuklara biz öğretiyoruz!
Boş, bembeyaz bir tahtaya yazar gibi teker teker yerleştiriyoruz bütün korkuları.
Çoğu zaman disiplin sağlamak, bazen de tehlikelerden korumak için işin kolayına kaçıp korku kartımızı sürüyoruz ortaya. Ve bu yöntem o kadar hızlı işliyor ki, anne babalık tutumuzun bir parçası oluyor hemen.
Sonra bu masum korkular pekiştirildikçe kocaman fobilere dönüşüyor.
Bizim kendi ellerimizle yapıp yuvarlamaya başladığımız o küçücük kar topu, evladımızı içine alıp sürüklemeye başlayınca da yana yakıla çareler aramaya başlıyoruz.

O yüzden gelin oluşmuş bir korkuyu ortadan kaldırmak için uğraşmak yerine önce korku oluşturmamak için neler yapabiliriz bakalım.
 
Çocuklarda özellikle de 2-6 yaş arası en çok gördüğümüz korkulardan biri hayvan korkusu. Çocuğunuzun sokakta bir kedi ya da köpek görünce kaçacak yer aramasını ya da ağlama krizine girmesini istemiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı temel kurallar var.


-Çocuğunuz bir hayvanla karşılaştığı anda anne baba olarak söylediklerinize ama özellikle  tepkilerinize dikkat edin.

Kızınız ya da oğlunuz ufacık elleriyle parkta yatan köpeğe ya da bacaklarına dolanan bir kediye uzandığında "aman dikkat et ısırır, aman yavrum sıkma tırmalar" diyorsanız ya da işi bir adım daha ileriye götürüp çocuğunuzu kaptığınız gibi oradan uzaklaştırıyorsanız, korkunun temellerini attınız demektir.
Aslında içgüdüsel olarak sadece çocuğunuzu korumak, onun zarar görmesini engellemek için böyle davranıyorsunuz muhtemelen.
Nihayetinde çocuk, çekiverir kedinin kuyruğunu o da tırmalar, sonra doktorlar, aşılar..
Felaket senaryoları yazmakta üstümüze yok anneler, babalar.
Sakin olalım.
Gözümüz çocuklarımızda olacak elbette.
Hatta en güzeli ilk adımı bizim atmamız, bu bize yol gösterme fırsatı da verir.

"Ne kadar tatlı bir köpek değil mi, kulaklarının arasını sevmek ister misin, bakalım bize alışacak mı?"

"Tatlım biliyor musun kediler en çok başlarının sevilmesinden hoşlanır, ama kuyruklarının çekilmesini o kadar sevmezler. O zaman sinirlenebilirler. Hadi gel beraber başını sevelim"

Sizin bir hayvanla temas kurduğunuzu görmek zaten çocuğunuza en net mesajı verir;
"korkacak bir şey yok, hayvanlara yaklaşılabilir"

Çocuklar çoğu zaman sözlerinizi dinlemez bile, tavırlarınıza bakarlar.
Bir sokak köpeği görünce kendinizi karşı kaldırıma atıyorsanız daha fazla söze gerek yok zaten. Çocuğunuz köpeklerden korkması gerektiğini anladı bile.

-Kesinlikle çocukları hayvanlarla korkutmayın.

Korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmak bizim kültürümüzde var aslında.
Çoğumuz böyle büyüdük.
Ve şimdi her ne kadar değişmeye çalışsak da, zor bir anda bu eski alışkanlık çıkıyor su yüzüne.
Uzun vadeli etkisini unutuyoruz ve anı kurtarmak için savuruyoruz bir tehdit.
"Sakın elimi bırakma sonra köpekler seni ısırır"
"Yaramazlık yaparsan teyzenin kedisi seni tırmalar"
"Çiçeklere sakın dokunma, arılar seni sokar"
"Toprakla oynama bak böcek çıkar"

Yapmayın anne babalar.
Kolaya kaçmayın.
O tertemiz zihinleri korkularla doldurmayın.

-Okul öncesi dönemdeki bir çocuğa,  yaban hayatı tüm gerçekleriyle anlatan belgeselleri izlettirmeyin.

Hani şu aslanların ceylan yavrularını yakalayıp sonra da kanlar içinde parçalayıp yedikleri belgesellerden bahsediyorum. Biz yetişkinler bunun doğanın dengesi gereği olduğunu biliyoruz ama böylesi bir görüntüyü izleyen çocuk dehşete düşer, korkar. İşte çocuk belgeselleri bu yüzden var.


-Çocuğunuzun böyle bir korku geliştirmeye başladığını hissettiğiniz an, masallar yardımınıza koşabilir.
Siz her ne kadar dikkat etseniz, korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmasanız da ne yazık ki kullanan anne babalar olacak çevrenizde. Ve sizin çocuğunuz, bu anne babaların çocuklarıyla bir arada bulunacak. Onlarla konuşacak ve belki de korkuları onlardan öğrenecek. İşte böyle bir durumda korkunun yerleşmemesi için size iş düşüyor yine.
Küçük bir köpeğin prensesle beraber seyahat ettiği ve çok eğlendikleri bir hikaye, konuşan bir kedinin küçük çocukla beraber yaşadığı maceralar. Tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış.
Yeter ki hayvanların kendileri zarar görmedikçe insanlara zarar vermeyeceklerini anlatın.

- Kriz anlarında sakin olun, korkuyu pekiştirecek tepkilerden kaçının.

Diyelim ki çocuğunuz olanca merakıyla komşunun köpeğine koştu ve o anda fark etmeden hayvanın kuyruğuna bastı. Köpek de can havliyle havladı. İşte olası bir kriz anı.
Önce tehlikeyi ortadan kaldırın.
Korkmuş çocuğunuzu kucağınıza alın, sakinleştirin, kendini güvende hissetmesini sağlayın.
Tüm bunları yaparken sakın "ben sana demedim mi" diye söylenmeyin.
Bu krizi çocuğunuza doğru bir mesaj vermek için fırsata çevirin.
 "Bugün köpeğin canı biraz sıkkın anlaşılan, seninle oyun oynamak istemiyormuş, ama merak etme eminim başka bir gün seninle oynamak için can atacak, aslında üstüne doğru koşmadan oyun oynamak istiyor mu diye bir baksan daha iyi olur sanki" deyin.
Dikkat etmesi gerekenleri ona anlatabilirsiniz.
"Eğer canını yakarsan, kulağını çekersen ya da çok sıkarsan hayvanlar sinirlenir, o zaman bir daha yanımıza da gelmezler"  
Çok fazla ayrıntıya, uzun uzun cümlelere gerek yok. Yaşına uygun kısa ve açıklayıcı cümleler işimizi görür.

-Korkan bir çocuğun asla üzerine gitmeyin.

Sadece hayvan korkusu için geçerli değil bu kural, çocuğun hiçbir korkusunun üzerine bilinçsizce gitmeyin.
 "Korkacak ne var" demeyin.
 "Korkunu anlıyorum" deyin.
 Tutup da elinden çeke çeke bir köpeğin yanına götürmek zorla sevdirmeye çalışmak işleri daha da kötüleştirir emin olun.
Bunun yerine siz davranışlarınızla örnek olun.
Gidip bir köpeğin başını okşayın mesela.
Üstelemeden, doğal akış içinde yapılan, birkaç tekrarın ardından çocuğunuzun güveni de yavaş yavaş artacaktır.

-Çocuğunuzu doğayla tanıştırın ve doğaya saygı duymayı öğretin. 

Ne yazık ki çocukların çoğu dünyayı sadece ekrandan tanıyor. Çok eğitici televizyon programları izlettiriyoruz, renklere, şekillere, sayılara, harflere dair videolara boğuyoruz belki ama unuttuğumuz bir şey var, bunların hepsi sanal.
Tamam, eskisi gibi güvenli değil artık mahalleler, yeşil bir alan bulmak çok daha zor. Ama çocuklarımızın sağlıklı gelişimi söz konusuysa elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız. En azından hafta sonu alın çocuğunuzu, bir kursa bir derse koşturmak yerine bir parka götürün. Ağaçlara dokunsun, çimlerde uzansın, yapraklara bakıp her birinin farklı olduğunu keşfetsin, karıncaların kırıntı taşıyışını izlesin, yerlerde sürünerek bir böceği takip etsin. Bu ona bir kreşin ya da kursun verebileceğinden çok daha fazlası demek.
Bugün çevremizde kendisi dışında hiç bir canlıya yaşam hakkı tanımayan bunca insan varsa sebebi o insanları yetiştiren anne babalar. Eğer çocuğunuzun yaşam hakkına saygı duyan bir insan olmasını istiyorsanız, önce siz doğaya duyarlı olmalısınız.
Çocuğunuzun gözü önünde elinizdeki çöpü yere atıyorsanız, size sevgiyle yaklaşan bir hayvanı şiddetle kovalıyorsanız, muhtemelen tıpkı size benzeyen bir çocuk yetiştireceksiniz. Ne acı..

-Çocuğunuz hayvanlardan korkuyorsa bir evcil hayvan edinebilirsiniz. 

Elbette köpekten korkan bir çocuğa köpek alın demiyorum. Ama küçük bir akvaryum balığı, bir kaplumbağa ya da kuş. Çocuğunuzun hayvanlarla tanışması ve dostluk kurabilmesi için vesile olabilir. Üstelik çocuğa bir hayvanın sorumluluğunu vermek, onun sorumluluk duygusunu tanımasına ve öğrenmesine de yardımcı olabilir.
Aslında sadece korkuları olan çocuklar için geçerli değil bu durum, tüm çocukların (eğer şartlar izin veriyorsa) bir evcil hayvanı olması onların gelişimi için olumlu etki sağlar.

-Eğer çocuğunuzun korkusuyla baş edemiyorsanız bir uzmana danışmaktan çekinmeyin. 

Bazı durumlarda korku o kadar yerleşmiş ve büyümüştür ki, anne baba olarak sizin yaptıklarınız sorunu ortadan kaldırmaya yetmez. İşte böyle bir durumda bir uzmandan yardım almak atılacak en doğru adım olur.


Tüm bunlar bir yana, hayvan sevgisi tahmin ettiğinizden çok şey katıyor insana.
Vefayı, karşılıksız sevmeyi, hesap kitap yapmamayı, hissettiklerini dümdüz, kılıflamadan göstermeyi bize hatırlatan bir tek onlar sanki.



Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu

Korkular; Ayrılma Korkusu..

Herkesin kucağına giden, hiç tanımadıklarına bile gülücükler dağıtmaktan çekinmeyen minik bebeğiniz 1 yaşa yaklaşırken birdenbire yabancıları yadırgamaya başlayabilir. Özellikle 1-2 yaş arası bu yadırgamaların dozu artar, ufaklık dizinizin dibinden ayrılmaya direnir. Siz evden çıkarken kıyametler kopar, tuvalete girdiğinizde bile kapıda bekler. Her an sanki onu terk edip gidecekmişiniz gibi bir güvensizlik içindedir.
Ama neden.. Siz onu bu kadar severken, üstelik de sevginizi her fırsatta gösterirken, bu korku da nereden çıktı şimdi..
Miniğinizin anne bağımlılığı yorucu hatta zaman zaman tahammül edilemez hale gelse de unutmayın;  bu korkunun günyüzüne çıkması bebeğinizin büyüdüğünün bir kanıtı, birçok çocukta görülen normal bir süreçten bahsediyoruz. Görünen o ki ufaklık hayatının ilk sınavlarından birini, bağlanma sınavını başarıyla geçti. Şimdi ikinci sınav bu bağlılığı bir bağımlılığa dönüştürmemek. Adım adım neler yapabileceğimize bir bakalım..

 -Çocukları Kandırmayın
Ayrılık korkusunu çok şiddetli yaşayan çocuklarda anne babaların hep aynı hatayı yaptığını görüyorum. O da çocuğu kandırmak. İşe gideceksiniz. Çocuğunuzu anneanne ya da bakıcıyla odasına oyuncak almaya yollayıp da evden sessizce çıkmayın. Odasından dönen çocuk sizi bulamayınca husursuz olur. Bu durumun sürekli tekrarlanması halinde miniğinizin korkusu büyür, sürekli sizi gözü önünde tutmak ister, bir kuyruk gibi size yapışır. Neden? Çünkü deneyimleri ona annesinin bir anda "puff" ortadan kaybolabileceğini öğretti.
"Anneyi kaybetmek istemiyorsan yanından bir an bile ayrılma!"
Bir diğer hata da evden uzakta kalacağınız zamanla ilgili yalan söylemek. Sana şeker almak için bakkala gidip geliyorum deyip de akşam karanlığında eve dönen bir anne (elinde şeker olsa bile) küçük bir çocuk için bile hiç de güven verici değildir emin olun. 
O zaman ne yapmalı..
Öncelikle dürüst olarak işe başlayalım. İşe gidecekseniz bunu ufaklığa anladığı dilden anlatın. Küçük bir çocuğa "Ama çalışmazsam nasıl geçiniriz,faturalarımızı nasıl öderiz" demekle "abaneminobadisatakama" demek arasında hiçbir fark yok. Her ikisini de anlamaz.

İlk bakışta "Çalışmazsam sana nasıl şeker alırım" daha mantıklı ve anlaşılabilir bir bahane olarak gelebilir gözünüze. Peki akıl küpü miniğiniz "Ben şeker istemiyorum, çalışma" derse ne yapacaksınız? O zaman bu da olmadı.  "Patronum kızar, beni döver, ev sahibi bizi işten atar, sokakta kalırız, köpekler bizi yer.." (burada kendi yaratıcılığımı konuşturduğumu düşünmeyin, bunlar yaratıcılıklarına tanık olduğum anne babaların ifadeleri)  gibi başka yalanlara başvurmak yerine gelin dürüst olmayı bir deneyelim.

"Ben işe gidiyorum tatlım. Çalışacağım. Sen şimdi anneannenle evde kalacaksın. Beraber kahvaltı edin, parka gidin, oyun oynayın. Güneş gidip, hava karanlık olduğunda ben eve döneceğim."

Zaman konusu da hassas. Akşam 8'de gelirim derseniz, miniğiniz tahminen 30-40 kere saat 8 oldu mu diye soracaktır. Onların anlayabilecekleri şekilde anlatın zamanı. "Akşam yemeğini yemeden önce, parktan/kreşten eve döndüğünde, güneş gittiğinde, yıldızlar çıktığında,sen öğle uykundan uyandığında" bunları anlamaları daha kolay olur.

-Ayrılık Anı Uzatılmamalı


Siz dürüst olsanız da ayrılıklar ufaklıklar için belirsizlikler içerir. O nedenle huysuzlanmaları hatta ağlamaları normal. Kısa ve net biçimde nereye gittiğinizi, ne zaman döneceğinizi söyledikten sonra veda sahnesini uzatmayın. Ağladıkça kucağınıza alıp "ama anlattım ya,neden böyle yapıyorsun" demeyin. Biraz sabır ve tutarlılık göstermeniz gerekiyor. Kapıda ayrılık anında, ağlarken söyledikleriniz çocuğunuzu ikna edemez ama akşam söz verdiği saatte gelen bir anne ona güven verir, unutmayın!
-Gün İçinde İletişim Ayrılık Sancısını Hafifletir

Birkaç dakikalık telefon konuşmalarından bahsediyorum. Gününün nasıl geçtiğine dair sorular soracağınız, özlediğinizi, akşamı sabırsızlıkla beklediğinizi söyleyeceğiniz, belki akşam için yatakta beraber kitap okumak ya da oyun oynamak için sözleşeceğiniz bir konuşma.

-Evde Çocukla Kalan Kişi de Anneyle Tutarlı Olmalı
Bakıcı, anneanne ya da babaanne. Gün içinde sıkıştığı anlarda "gel bak yemeğimizi yiyelim sonra annen gelecek", "ağlamadan uyursan uyandığında gelecek" gibi gerçek olmayan vaadlerde bulunuyorsa, siz istediğiniz kadar dürüst davranın, bir işe yaramaz.

En tehlikeli tuzaklardan biri de "Bak yaramazlık yaparsan ararım annen gelir" Bu tehdit bırakın çocuğu sakinleştirmeyi, istenmeyen davranışın şiddetini artırır.Çünkü çocuğun aldığı mesaj nettir; "Eğer yeterince yaramazlık yaparsam annem eve döner"
-Saklambaç ve CE,EEE
Ne alakası var şimdi dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu iki basit oyunun, çocukların kişilerin ve eşyaların zaman zaman ortadan kaybolabileceğini ve sonra geri geleceklerini anlamaları için harika birer fırsat olduğunu hiç düşünmüş müydünüz?

-Bağımlı Olmaması İçin Miniğinize Özgürlük Tanıyın
Çocukların her yaş döneminde üstesinden gelebilecekleri ve gelemeyecekleri şeyler vardır. Bunları bilmek size ve miniğinize özgürlük alanı tanır. Artık çatalını tutup ağzına götürebiliyorsa, bırakın biraz dökerek de olsa kendisi yesin. Sizin de yükünüz hafiflemiş olur böylece. Çocuğa ne kadar "sen yapamazsın,senin yerine ben yaparım" mesajı verirseniz sizden ayrı kalmaktan o kadar fazla korkar.
-Eve Dönüş Hediyeleri

Siz evden çıkarken akşam sana çikolata getireceğim demek, o anki krizi bitirmez. Akşam eve döndüğünüzde de bebeğinizin beklediği çikolata değil sadece siz olacaksınız aslında. O yüzden bu hediye getirmelerin hergün olmasına karşıyım. Ama zaman zaman minik sürprizler ufaklığı mutlu eder, tıpkı bizler gibi:)

............

Tam üstesinden geldik derken ayrılma korkusunun hortlayacağı bir dönem de kreş dönemi olur çoğu zaman. Aslında burda korku biraz farklılaşır. İlk ayrılmada çocuk annesinden ayrılsa bile güvenli, tanıdık evindedir. Bu sefer hem yeni bir ortam hem de anne yokluğuyla baş etmek zorunda kalır. (Bu konuya "Kim Korkar Kreş'ten" de daha detaylı değinmiştim) Yine size düşen tutarlı ve güven verici olmak. Sen sınıfa git, ben burada bekliyorum deyip ortadan kaybolursanız, kreşte ikinci gününüzde daha büyük bir krizle karşılaşırsınız.
..............

Bağlılıkla bağımlılık arasında gerçekten çok ince bir çizgi var. Miniğinizi size bağlamakla, bağımlı hale getirmek de öyle. Unutmayın karşınızdaki sizin kimliğinizin, kişiliğinizin bir uzantısı değil..  Sizden farklı, ayrı bir birey..


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara - 2012

Korkular; Deniz ve Banyo Korkusu

"Su"dan korkan çocukları konuşalım.. 
Hani şu yazın diğerleri güle oynaya denizde oynarken, korkulu gözlerle uzaktan izlemeyi tercih eden, banyo vakti geldiğinde evde terör estiren, yüzüne su değerse ağlama krizlerine giren çocuklar..
Yalnız dikkat edelim, korkudan bahsediyorum.
Yoğun bir kaçınma hissinden.
Kaçınılamayan durumlarda verilen aşırı tepkiden.
Kimi çocuk sudan hoşlanmaz. Banyo zamanı çok keyifli olmaz, denize havuza girmek yerine kumda oynamayı tercih eder, öyle daha çok eğlenir. Olabilir. Bu, çocuğun mizacından kaynaklanır, bir tercihtir aslında.
Ama korku farklı. Korku doğuştan gelmez, öğrenilir.
Üzerinde duracağımız suyu sevmeyen çocuklar değil, sudan korkan çocuklar..
Bir çocuğun su'yla ilgili korku geliştirmesi için çeşitli sebepleri olabilir.


Özellikle denizle ve havuzla tanışma aşamasında (her yeni deneyimde olduğu gibi) çocuk radarlarını açar, çevredekilerin nasıl davrandığına bakar ve taklit eder.
Kendinizi çocuğunuzun yerine koyun, onun gözüyle bakmaya çalışın.
Çocuklar için deniz/havuz içinde ne olduğunu bilmediği dev bir su birikintisi o yüzden meraklı ve makul oranda endişeli olması son derece normal.
Eğer anne/baba olarak biz sakin ve güven verici adımlar atarsak bu endişe uzun süreli olmaz ama tedirgin yetişkinler çocuğu daha da tedirgin eder.

Ne yapmalı?
Kilit kelime sabır..
Çocuğunuzu suyla tanıştırırken gerçekten sabırlı olmalısınız.
Yaz gelsin de bebeğimi o sevimli simidinin içine yerleştirip denize gireyim, harika fotoğraflar çekelim, eğlenelim diye hayaller kurmuş olabilirsiniz. Ama hayaller başka, hayatla başka..
Acele etmeyin.
Deniz konusunda aceleci davranıp atacağınız hatalı tek bir adım işinizi zorlaştırır.
Her çocuğun tepkileri farklıdır.
Bırakın çocuğunuz kumda ya da havuz kenarında oynasın.
Mesaj verme kaygısı gütmeden, "hadi gel bak ne kadar güzel" demeden önce siz girin suya.
Bu anlarda çocuğunuzla fazla ilgilenmeyin, o zaten radarları açmış sizi ve sizin tepkilerinizi izliyor olacak.
Yani sözlerinizle değil davranışlarınızla rol model olacaksınız.
Keyif aldığınızı ve güvende olduğunuzu görsün önce..

Suyla ilk tanışmada çocuğunuzu zorlamayın, bırakın ufaklık sizi yönlendirsin.

Bu durum sizin tahmin ettiğinizden biraz daha uzun sürebilir ama pes etmeyin.
Yavaş yavaş ama emin adımlarla ilerlemek gerekiyor bu konuda.
Önce kovaya su doldurup ayaklarınızı sokabilirsiniz mesela, sonra kovadaki suyla birbirinizi ıslatabilirsiniz, belki bir sonraki adım ayakları denize sokmak olabilir, yolu siz çizeceksiniz.
Eğer çocuğunuzda ciddi bir endişe fark ederseniz deniz kenarına koyup içini deniz suyuyla dolduracağınız bir şişme havuz, ilk aşama için size yardımcı olur. 

Ne yapmamalı?
Sakın ama sakın çocuğunuzu zorla suya sokmaya çalışmayın.
"Bir girsin nasılsa alışır" diye düşünmeyin.
Çıkmak için ağlayan bir çocuğu suyun içinde tutmak için çabalamayın. O anda çocuğunuz paniklemiş olacak. Üstelik zorlarsanız size olan güvenini yitirecek. Bu çok önemli çünkü bir sonraki hamlenizde siz böyle bir şey yapmayacak olsanız bile çocuğunuz onu zorla suya sokacağınızı düşünecek.
Suya ve size karşı tepkisi gittikçe artan dozda olacak.
Sonuçsa; nur topu gibi bir deniz korkusu!

Anne babaların en büyük hatalarından biri de karşılaştırma yapmak.
"Bak senden küçük bebekler ağlamadan giriyor havuza, yoksa sen korkuyor musun, bak sonra gülerler" vs vs demek.
Yani çocuğun korkusunu, endişelerini önemsememek hatta onlarla dalga geçmek.
Ah keşke çocuğunuz o anda "beni başkalarıyla karşılaştırma, sadece yanımda ol ve güvende hissetmemi sağla" diyebilse size.
Unutmayın çocuğunuza onu anladığınızı hissettirmezseniz, sizin onu rahatlatmak için söyleyeceğiniz hiçbir sözün kıymeti olmayacak.

Kazalar!
Ayağı kayıp suya düşen, denizde havuzdayken su yutan çocuklar, anne babalarının zorla suya soktuğu ya da banyodayken fazla sıcak ya da soğuk su yüzünden yanan, üşüyen, gözlerine şampuan kaçan minikler bu tatsız tecrübeler yüzünden sudan korkabilir.

Alaz Ayan 
Ne yapmamalı?
Belirleyici olan yine anne babanın tavrı. Ufaklık suya düştüğünde panik yapmanız normal elbette, ama onu sudan çıkardığınızda ve artık güvendeyken söylenmeye devam etmeyin.
"Ben sana demedim mi terliklerini giy diye, bak kaydın düştün, ya biz düştüğünü görmeseydik, ya seni çıkaramasaydık, ya boğulsaydın.."
Siz bunları söylerken bebeğinize ne mesaj yolladığınızı biliyor musunuz?
"Kork, kork, kork, kork.."

Ne yapmalı?
Elbette çocuklarımız söz konusuyken hele de güvenliklerinden bahsediyorsak kontrollü olmak kolay değil. Ama yine de kriz anlarında "mümkün olduğunca" tepkilerinizi kontrol altında tutun ve sakin olun. Eğer başaramıyorsanız örneğin gerçekten çok korktuysanız ve sinirleriniz bozulduysa birkaç dakika için ufaklığın yanından uzaklaşmak en doğrusu. Korku bulaşıcıdır unutmayın. Halihazırda korkmuş bir çocuğa siz de kendi endişelerinizi yansıtırsanız, korkunun kalıcı olmasına sebep olursunuz.

Örneğin çocuğunuzu küvette yıkıyorsunuz. Şampuana uzanmak için sadece bir an arkanızı döndünüz ve ufaklık suyun içini boyladı. Muhtemelen bir ağız dolusu suyu o anda yuttu.
Önünüzde iki yol var;
Ya çocuğunuzu hemen havluya sarar banyodan çıkarır, yüzlerce kez iyi olup olmadığını kontrol eder, tüm tanıdıklarınıza çocuğunuzu nasıl düşürdüğünüzü nasıl korktuğunuzu anlatırsınız, o da bunları duyar ve bir sonraki banyo seansınız kabusa döner.
Ya da kendinizi ve ufaklığı sakinleştirir, ama her ikinizin de dikkatli olması gerektiğini söyler, banyonun kalan kısmında oyun oynar, eğlenirsiniz. Bir sonraki banyo seansınız her zamanki gibi geçer. 
Tercih sizin..

Korkuyorum!
Küçük bir çocuk için dünya belirsizliklerle dolu bir yer ve çocukların özellikle okul öncesi dönemde zihinleri bir yetişkinden çok farklı çalışıyor. Sizin (hayat tecrübeniz sayesinde) son derece sıradan gördüğünüz bir şey çocuğunuz için korku yaratabilir.
Bir çocuk banyo küvetindeki giderden suyun akıp gittiğini görünce kendisinin de oraya sığacağını, giderin içine kaçıp, akıp gideceğini düşünebilir mesela. Ya da banyo küvetinizdeki sığ bir suda onu ısırabilecek büyük balıkların varlığından korkabilir.

Ne yapmamalı?

Çocukların su korkusuyla, korkularının sebebi anlamsız olsa bile sakın dalga geçmeyin ve onu zorlamayın. Bir korkuyla baş edebilmenin en iyi yolu çocuğa onu anladığınızı hissettirmektir. Anne babasının korkularını anlamadığını düşünen çocuk korkularından vazgeçmez. Çünkü ona göre gerçek tehlike devam ediyordur ya da onu korkutan şey hala mevcuttur sadece anne ve baba bunu görmüyordur.

Ne yapmalı?
Söz konusu çocuk olduğunda özellikle de okul öncesi dönemde her zaman en iyi yöntem oyundur. Arada bir banyonuzu yarım saat için ufaklığa göre hazırlamak size ne kaybettirir ki? Kaldırın banyo halılarını, bırakın oynarken su sıçratsın. Köpükler yapın oynayın beraber, vakit bolsa küveti doldurun. Gemileri yüzdürün. Bundan güzel bir paylaşım olabilir mi?
Bu arada akşam saatlerine denk gelen banyolar, enerjisini boşaltmasına yardımcı olur, çocuğu rahatlatır ve böylece uykuyu kolaylaştırır.

Deniz kenarında da durum farklı değil. Alın kovaları kürekleri, beraber oynayın. Önce kumun üzerinde. Sonra siz "Buradaki kum ıslak, daha güzel kaleler yapılıyor" deyip, zorlamadan suya biraz daha yaklaşın. Ayaklarınız suyun içinde olabilir bu aşamada. İlk anda çekinse bile eğer siz üzerinde durmuyormuş gibi davranmayı başarabilirseniz bir süre sonra yanınıza mutlaka gelecektir. 

Çocuğunuz için ilk gün belki bu kadarı yeterlidir. Tekrarlıyorum sınırları siz çizmeyin, çocuğunuzun çizdiği sınırlar içinde ilerleyin ve sabırlı olun.


Siz her ne kadar dikkat etseniz de çocuğunuz korkuyu çevresindeki herhangi birinden ya da hiç tanımadığı bir çocuktan da öğrenebilir. Endişelenmeyin, siz doğru adımları atarsanız korku yerleşmez, pekiştirilmeyen korkular da zihninden çabucak silinir..



Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU