Hayali bir arkadaşım var..

Odasında tek başınayken çocuğunuzun sanki yanında biri varmış gibi konuşarak, gülerek ya da söylenerek oynadığını mı fark ettiniz?
Ya da evdeki bir vazoyu kırdı ama inatla kendisinin değil, daha önce adını hiç duymadığınız birinin mi kırdığını iddia ediyor?
Oyuncakçıya ya da markete gittiğinizde artık bir değil iki tane oyuncak ya da çikolata mı istiyor, biri kendine biri arkadaşına..

O zaman çocuğunuzun hayali arkadaşıyla tanışmanın zamanı geldi demektir..

Birçok anne baba çocuklarının bir hayali arkadaşı olduğunu öğrendiğinde bocalar hatta korkar.
Bu hayali arkadaşla tanışmalı mı, yoksa görmezden mi gelmeli?
Bir çocuğun hayali arkadaşının olması ortada bir sorunun olduğunu mu gösterir?

Hayır..
Bir çocuğun hayali arkadaşının olması bir sorunun işareti değildir.
Sakin olun!
Panik yok!

Önce dönemin özellikleriyle başlayalım.
Okul öncesi dönem özellikle de 3-5 yaş arası, birçok çocuğun hayali arkadaşı olur.
Bu oran kız çocuklarında erkek çocuklarına göre daha fazla.
Eğer çocuk çoğunlukla yetişkinlerle vakit geçiriyorsa, yaşıtlarıyla sık sık bir araya gelemiyorsa hayali bir arkadaş yaratma ihtimali artıyor.
Bu arkadaşlar hem çocuğun yalnızlığını gidermek hem de karşılaştığı bazı zor durumlarla (boşanma, ölüm, taşınma, kreşe başlama ya da kreş değiştirme gibi) baş etmesini kolaylaştırmak için bir çeşit savunma mekanizmasıdır.
Ama bir kez daha söylüyorum, hayali arkadaşı olan her çocukta bir sorun, bir eksiklik olduğunu göstermez.

6 yaş öncesinde yani okul öncesi dönemde çocukta tam bir gerçeklik algısından bahsedemeyiz.
Yani çocuk henüz gerçekle hayal arasındaki, soyutla somut arasındaki farkı tam olarak bilmez.
İşte bu dönemde kendine hayali bir arkadaş yaratması da son derece normal. Gelişimin doğal bir parçası. Çocuğun zengin hayal gücünün de bir göstergesi..

Eğer çocuğunuz yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde iletişim kurmakta sorun yaşamıyorsa, hayali bir arkadaşın ona belli bir süre eşlik etmesinde herhangi bir sakınca da yok.
Yine de dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var tabi.

-  Öncelikle çocuğunuzun hayali bir arkadaşı olduğunu fark ettiğinizde panik yapmayın. Kızmayın. “Burada öyle biri yok, ben görmüyorum” gibi bir tepki vermeyin.
- Hayali arkadaşı evinizin bir bireyi haline de getirmeyin. Çocuğunuz bahsetmedikçe, siz hayali arkadaşı ilişkinizin bir parçası yapmayın. Yemek yedirmek, uyutmak gibi konularda işinizi kolaylaştırmak için hayali arkadaşı devreye sokmayın.
-  Size hayali arkadaşından bahsederse onu eleştirmeden hatta hiç müdahale etmeden dinleyin. Uzun, mantıklı açıklamalar yapmaya, gerçekle hayal arasındaki farkı anlatmaya çalışmayın. Bu farkı tam olarak bilmesini beklemeyin. Bunun son derece normal bir gelişim özelliği olduğunu unutmayın.
- Çocuğunuzla daha sık ve daha kaliteli zaman geçirin. Bol bol oyun oynayın. Her oyunda bir şeyler öğretmeye çabalamayın. Bırakın oyununuzu çocuğunuz yönlendirsin. Gerçekten eğlensin. 
-  Oyunlar sırasında çocuk hayali arkadaşını da işin içine sokmaya çalışırsa müdahale etmeyin, bırakın soksun, onunla oynasın.
-   Çocuğunuzun yaşıtlarıyla zaman geçirmesi için imkan yaratmaya çalışın. Bahçeye çıkarın, parka götürün. Yapılan en büyük hata çocuğu gezdirmek için elinden tutup bir avm’ye götürmek, orada birkaç mağaza gezdirip, bir oyuncak alıp, yemek yiyip eve dönmek.
Bu çocuk için keyifli gibi görünüyor olabilir ama aslında onun sosyalleşmesine hiç de yardımcı olmuyor. Bırakın yaşıtlarıyla oynayarak zaman geçirsin.
-   Asla ama asla çocuğun hatalarının sorumluluğunu hayali arkadaşına yüklemesine izin vermeyin. Bu çok sık karşılaşılan bir durum. Hayali arkadaşı olan bir çocuk en az bir kere bir hata yaptığında suçu hayali arkadaşına atmayı dener. İşte o anda anne babanın verdiği tepki çok önemli. Hayali arkadaş bir çocuğun kişilik gelişimi açısından önemli olabilir ama eğer yaptıklarının sorumluluğundan kaçmasına fırsat verirseniz işte o zaman çocuğunuza zarar vermiş olursunuz.
- Bu hayali arkadaşın tepkilerine, söylediklerine daha doğrusu çocuğunuzun onun ağzından çıkmış gibi size aktardıklarına karşı duyarlı olun. Çoğu zaman çocuklar kendi hislerini, düşüncelerini özellikle de çekindikleri konularda hayali arkadaşları söylüyormuş gibi aktarabilirler. Yani bu arkadaş sizin çocuğunuzun iç dünyasını daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir.
   
Bunlara dikkat ederseniz evinizdeki bu hayali misafir bir süre sonra yavaş yavaş ortadan kaybolacak, unutulacak.  
      Ama..
      Çocuğunuz hayali arkadaşıyla gerçek arkadaşlarından daha fazla zaman geçiriyorsa, sosyal ilişkiler kurmakta zorluk çekiyorsa, fazlasıyla içe kapanıksa  ya da hayali arkadaşına aşırı bağımlıysa, bu arkadaşlık çocuk okula başladıktan, yaşıtlarıyla beraber çok daha fazla zaman geçirme fırsatı bulduktan sonra da devam ediyorsa bir uzmandan yardım almak en doğru yol olacaktır. Bunu da unutmayın. 

     Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU


Empati.. Çocuğunuza en önemli mirasınız olsun!

Empati.. 
Çok kullanılan az bilinen bir kelime. 
O yüzden sözlük anlamıyla başlayalım: 
Empati (eşduyum) bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ya da içselleştirmek demek özetle.
 
İşin özü, kendini karşındakinin yerine koymak, ben olsaydım diye düşünmek en önemlisi de bir yargıya varmadan önce düşünmek aslında. 
Çoğumuzun artık yapmadığı bir şey. 

Çocukken bir eşyanın bile canının acıyabileceğini düşünerek onu kucaklayıp öpen bizler, büyüdükçe kaybediyoruz empati yeteneğimizi. 
Ve kaybettikçe bozuluyor insan ilişkilerimiz. 

Biz, özellikle de yeni nesil anne babalar, çocuklarımızın benmerkezci oluşlarını başarılı olmanın şartı olarak görüyoruz. 
Fark etmeden ya da bazen de bile isteye verdiğimiz mesajlarla çocuklarımıza sürekli "önce sen" diyoruz! 
Başkalarının hakkına saygı duymadan da olsa sonunda başarı varsa kullanılan her yöntemi takdir ediyoruz hatta destekliyoruz. 
Yarıştırıyoruz çocuklarımızı.
Daha iyi, daha yetenekli, daha başarılı olmaları için. 
Başarılarını kaç kişinin önüne geçtiği üzerinden hesaplıyoruz.
 
Bakkaldan aldıklarını ortaya döküp bir bir herkesin önüne koyarak bölüştüren son mahalleli çocuklardık ama şimdi biz, birbirinin gözüne baka baka çikolatasını yiyen, acaba onun da canı çekti mi diye düşünmek aklından bile geçmeyen bir nesil yetiştiriyoruz.



Kendine değmeyen acıları yok sayan, farklılıklara tahammülü olmayan, başkalarının mutluluğunu paylaşmayı bilmeyen, kendinden kötü durumda olana tek besleyebildiği his acıma olan en kötüsü de 
kendi mutluluğu için başkalarının mutsuzluğunu hak gören "eksik" yetişkinlerle mücadele ediyoruz.
Böyle mi olsun bizim çocuklarımız?
Hayır. 
Nerede yapıyoruz o zaman hatayı?

Çocuklarımızın başarısını önemsiyoruz. Hayatta hep iyi yerlerde, hep başarılı olsunlar istiyoruz.
Normal.
Sayısal-matematiksel zekaya (IQ) odaklanıyoruz.
Ama bir şeyi unutuyoruz anne babalar.
Mutluluk için IQ yetmez.
Çocuklarımızı sürüklediğimiz o kurslar, dersler, etütler de yetmez. 
Duygusal zekası, iletişim becerileri düşük biri belki başarılı olabilir ama mutlu olması düşük bir ihtimaldir. 
Şimdi sorun kendinize;
Çocuğunuzun çok başarılı olması size yeter mi? 
Yoksa zaman zaman tökezleyen, bunun hayat demek olduğunu bilen, ve mutlu olan bir çocuk mu yetiştirmek istersiniz?

İşte bu kadar önemli, empati. 
Üstelik doğuştan var mayamızda. Öyle sil baştan öğretmemize gerek de yok. Çocuklarımızda var olan bu yeteneği kaybetmelerine engel olabilsek yetiyor yani. 
Peki nasıl?

-Çocuğunuza güven verin.
Koşulsuz sevildiğini bilen çocuk güvende hisseder. Her çocuğun anne ve babasının sevgisinin onun başarı ya da başarısızlıklarından bağımsız olduğunu hissetmeye ihtiyacı var. İşte o yüzden başarısız olsa da çocuğunuza onu sevdiğinizi gösterin. 
Genel kanının aksine sevilen çocuk şımarmaz. 
Otorite kurmak için sert durmak gerekmez. 
Tam tersi eğer sevginizi açıkça gösteriyorsanız, sizin kurallarınızı çok daha çabuk içselleştirir çocuk. Başarıyı da korktuğundan değil, içten gelerek istediği için daha başarılı olur. 

-Çocuğunuza empatiyle yaklaşın. 
Çocuğumuzun nasıl davranmasını istiyorsak öyle davranacağız anne babalar. 
Okumadan, okuma alışkanlığı kazandıramayız. 
Karşısında yıllarca sigara içtikten sonra sigaraya başlayan ergen çocuğumuza laf söyleme hakkına sahip olamayız. 
Düştüğünde canı yanan, gece karanlıkta korkan çocuğumuzu, "yok bir şey, büyüdün hala ağlıyorsun, sızlanıyorsun" diye geçiştiriyorsak, ilk kez gördüğü bir böcekte heyecanını paylaşmıyorsak,  
onun bir başkasının acısını, korkusunu, heyecanını, mutluluğunu anlamasını, anlamlandırmasını bekleyemeyiz. 
Çocuğunuz korkuyorsa; "bu durumun seni korkuttuğunu görebiliyorum, anlatmak ister misin?
Çocuğunuz seviniyorsa; "çok mutlu olduğunu görüyorum ve bu beni de mutlu ediyor. 
Çocuğunuz kızgınsa; "sanırım canını sıkan bir şeyler oldu. Anlatırsan belki bir yardımım dokunur"
deseniz kaybetmezsiniz ama çok şey kazanırsınız.  
Yani işin özü, önce biz çocuğumuzu anlamak için çaba sarf etmeliyiz. 
Hislerini düşüncelerini dile getirmesi için teşvik etmeliyiz. 
Tabi kendi hislerimizi, düşüncelerimizi onunla paylaşıyorken bunu yapmamızın mümkün olacağını unutmadan. 

- Yol gösterin. 
Çocuklar gelişim dönemleri içinde benmerkezci safhalardan geçerler. İşte o zamanda anne/babalarının yol göstericiliğine ihtiyaç duyarlar.
Bir arkadaşının oyuncağını elinden kapıp kaçtığında, 
"ver diyorum sana, aynısından yok mu senin" diye azarlamaya başlamadan önce arkadaşının yerine kendisini koyması için yardım edin. 
"oyuncağını izinsiz aldığın için arkadaşın hem şaşırdı hem üzüldü fark ettin mi" 
Evet bu cümle sihirli bir değnek değmişcesine çocuğunuzu değiştirip hemen o oyuncağı geri vermesini sağlamayacak. 
Ama bu cümleler onun aklının bir köşesine yazılacak. Mutlaka yazılacak. 
Ve birike birike bir süre sonra siz söylemeden, zihninde belirecek. 

Bu mesajları alarak büyüyen çocuklar sadece insanlara değil, doğaya, hayvanlara karşı da merhametli olmayı öğrenecek.  
 


-Hata yapmasına hatta zaman zaman üzülmesine izin verin. 
Çocuğunuzun her an mutlu olmasını, her zaman başarılı olmasını isteyebilirsiniz ama bunu sağlayamazsınız. 
O yüzden zaman zaman hata yapmasına, üzülmesine izin vererek bu duyguları tanımasını ve baş etmeyi öğrenmesini sağlamalısınız. 

Çocuklar zaman zaman kavga ederler. 
Ve mutlaka bir anne koşar hemen imdada. 
"Ama canım öyle çekiştimiyoruz değil mi, bak bu oyuncakla sen oyna, diğeriyle de sen, hadi bakalım kardeş kardeş"
Parka çocuk götüren annelerin değişmez repliğidir;
"Abiler, ablalar izin verin kardeş de kaysın olur mu, bak o küçük müsade edin yavrum"

İyilik yapıyoruz, evladımızı koruyoruz kendimizce. 
İşin aslı çocuğumuzun hayatta kendi kendine yer açma görevini üstleniyoruz. 
Peki işteki ilk gününde gidip çalışma arkadaşlarına,
"O daha yeni çok yormayın, aranıza alın güzel güzel çalışın" diyebilecek misiniz?

Anne babasının aşırı koruyucu/kollayıcı kanatları altında büyüyen yetişkinlere ne olduğunu düşünün, ilk tökezlemede vazgeçen ya da sorumluluk almak yerine başkalarını suçlayıp saldırganlaşan insanlar yok mu çevrenizde?
İşte onların anneleri de, her şeyi çocuklarının yerine yapan, hep "önce sen" diyen iyi niyetli annelerdi muhtemelen.  

-Zorla özür diletmeyin, teşekkür ettirmeyin.
Bir yetişkin hoşuna gidecek bir şey verir çocuğa ve annesi ya da babası daha çocuk elini uzatırken atlar;
"hadi bakalım teşekkür et teyzeye/amcaya"
 ya da çocuk kavga eder parkta, 
anneler üşüşür, çözüm odaklı bir tanesi ne kendi çocuğunu ne diğerlerini dinleme zahmetine bile girmeden yapıştırır lafı, 
"özür dileyin bakalım birbirinizden".
Olmaz.
Çocuklara teşekkür etmek de, özür dilemek de böyle öğretilmez. 
En fazla içi boş bir kalıbı ezberletmiş olursunuz. 

İçten teşekkür etmek için insanın karşısındaki kişinin onu mutlu etmek için bir adım attığını anlaması ve bunun için minnetttar olması gerekir. 
İçten bir özür dilemek için, insanın karşısındaki kişiyi üzdüğünü anlaması ve bu nedenle vicdanında rahatsızlık hissetmesi gerekir. 
Ve bunları yapabilmek için de empati yeteneğine sahip olması. 

O yüzden önce siz çocuğunuza teşekkür edin. 
Sizi mutlu eden bir şey yaptığında bunu dile getirin. 
Hata yaptığınızda itiraf etmekten korkmayın. 
Özür dileyin. 

Çocuklar duyarak değil, görerek, yaşayarak öğrenirler. 

Dilerim çocuklarımız bizden daha yetenekli olacaklar empati konusunda. 
Dilerim daha az çekilecekler kutuplara. 
Dilerim daha insancıl ilişkiler kuracaklar. 
Dilerim daha çok "insan" olacaklar. 
Dilerim daha güzel bir dünyada yaşayacaklar.. 

Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu