Korkular; Deniz ve Banyo Korkusu

"Su"dan korkan çocukları konuşalım bugün. Hani şu yazın diğerleri kahkahalarla denizde oynarken, korkulu gözlerle izlemeyi tercih eden, banyo vakti geldiğinde evde terör estiren çocuklar.
Yalnız dikkat edelim, korkudan bahsediyoruz. Yoğun bir kaçınma hissinden. Kaçınılamayan durumlarda verilen aşırı tepkiden.
Kimi çocuk sudan hoşlanmaz. Banyo zamanı çok keyifli olmaz, denize havuza girmek yerine kumda oynamayı tercih eder, öyle daha çok eğlenir. Olabilir. Bu, çocuğun mizacından kaynaklanır, bir tercihtir aslında.
Ama korku farklı. Korku doğuştan gelmez, öğrenilir. Üzerinde duracağımız suyu sevmeyen çocuklar değil, sudan korkan çocuklar..
Bir çocuğun su'yla ilgili korku geliştirmesi için çeşitli sebepleri olabilir.

Dünya Kerimoğlu /Temmuz 2015

Özellikle denizle ve havuzla tanışma aşamasında (her yeni deneyimde olduğu gibi) çocuk radarlarını açar, çevredekilerin nasıl davrandığına bakar ve taklit eder. Çocuk için deniz-havuz içinde ne olduğunu bilmediği dev bir su birikintisi o yüzden meraklı ve makul oranda endişeli olması son derece normal.
Ama tedirgin yetişkinler çocuğu da tedirgin eder.

Ne yapmalı?
Kilit kelime sabır..
Çocuğunuzu suyla tanıştırırken sabırlı olmalısınız. Yaz gelsin de bebeğimi o sevimli simidinin içine yerleştirip denize gireyim, harika fotoğraflar çekelim, eğlenelim diye hayaller kurmuş olabilirsiniz. Ama acele etmeyin.
Deniz konusunda aceleci davranıp  atacağınız hatalı bir adım işinizi emin olun çok daha zorlaştırır. Her çocuğun tepkileri farklıdır. Bırakın çocuğunuz kumda ya da havuz kenarında biraz oynasın. Mesaj verme kaygısı gütmeden, "hadi gel bak ne kadar güzel" demeden önce siz girin suya.
Bu anlarda çocuğunuzla fazla ilgilenmeyin, o zaten radarları açmış sizi ve sizin tepkilerinizi izliyor olacak. Yani sözlerinizle değil davranışlarınızla rol model olacaksınız.

Suyla ilk tanışmada siz çocuğunuzu zorlamayın, ufaklık sizi yönlendirsin.
Bu durum sizin tahmin ettiğinizden biraz daha uzun sürebilir ama pes etmeyin. Yavaş yavaş ama emin adımlarla ilerlemek gerekiyor bu konuda.
Eğer çocuğunuzda ciddi bir endişe fark ederseniz deniz kenarına koyup içini deniz suyuyla dolduracağınız bir şişme havuz ilk aşama için size yardımcı olur. 

Ne yapmamalı?
Sakın ama sakın çocuğu zorla suya sokmaya çalışmayın. "Bir girsin nasılsa alışır" diye düşünmeyin. Çıkmak için ağlayan bir çocuğu suyun içinde tutmak için çabalamayın. O anda çocuğunuz paniklemiş olacak. Üstelik size olan güvenini yitirecek. Bir sonraki hamlenizde siz böyle bir şey yapmayacak olsanız bile çocuğunuz onu zorla suya sokacağınızı düşünecek. Suya ve size karşı tepkisi gittikçe artan dozda olacak. Sonuçsa; nur topu gibi bir deniz korkusu!

Anne babaların en büyük hatalarından biri de karşılaştırma yapmak.
"Bak senden küçük bebekler ağlamadan giriyor havuza, yoksa sen korkuyor musun, bak sonra gülerler" demek.
Yani çocuğun korkusunu, endişelerini önemsememek hatta onlarla dalga geçmek.
Ah keşke çocuğunuz o anda "beni başkalarıyla karşılaştırma, sadece yanımda ol ve güvende hissetmemi sağla" diyebilse size.
Unutmayın çocuğunuza onu anladığınızı hissettirmezseniz, sizin onu rahatlatmak için söyleyeceğiniz hiçbir sözün kıymeti olmayacak.

Kazalar!
Ayağı kayıp suya düşen, denizde havuzdayken su yutan çocuklar, anne babalarının zorla suya soktuğu ya da banyodayken fazla sıcak ya da soğuk su yüzünden yanan, üşüyen, gözlerine şampuan kaçan minikler bu tatsız tecrübeler yüzünden sudan korkabilir.

Alaz Ayan 
Ne yapmamalı?
Belirleyici olan yine anne babanın tavrı. Ufaklık suya düştüğünde panik yapmanız normal elbette, ama onu sudan çıkardığınızda ve artık güvendeyken söylenmeye devam etmeyin.
"Ben sana demedim mi terliklerini giy diye, bak kaydın düştün, ya biz düştüğünü görmeseydik, ya seni çıkaramasaydık, ya boğulsaydın.."
Siz bunları söylerken bebeğinize ne mesaj yolladığınızı biliyor musunuz?
"Kork,kork,kork,kork.."

Ne yapmalı?
Elbette çocuklarımız söz konusuyken hele de güvenliklerinden bahsediyorsak kontrollü olmak kolay değil. Ama yine de kriz anlarında "mümkün olduğunca" tepkilerinizi kontrol altında tutun ve sakin olun. Eğer başaramıyorsanız örneğin gerçekten çok korktuysanız ve sinirleriniz bozulduysa birkaç dakika için ufaklığın yanından uzaklaşmak en doğrusu. Korku bulaşıcıdır unutmayın. Halihazırda korkmuş bir çocuğa siz de kendi endişelerinizi yansıtırsanız, korkunun kalıcı olmasına sebep olursunuz.

Örneğin çocuğunuzu küvette yıkıyorsunuz. Şampuana uzanmak için sadece bir an arkanızı döndünüz ve ufaklık suyun içini boyladı. Muhtemelen bir ağız dolusu suyu o anda yuttu.
Önünüzde iki yol var;
Ya çocuğunuzu hemen havluya sarar banyodan çıkarır, yüzlerce kez iyi olup olmadığını kontrol eder, tüm tanıdıklarınıza çocuğunuzu nasıl düşürdüğünüzü nasıl korktuğunuzu anlatırsınız, o da bunları duyar ve bir sonraki banyo seansınız kabusa döner.
Ya da kendinizi ve ufaklığı sakinleştirir, ama her ikinizin de dikkatli olması gerektiğini söyler, banyonun kalan kısmında oyun oynar, eğlenirsiniz. Bir sonraki banyo seansınız her zamanki gibi geçer. 
Tercih sizin..
Dünya Kerimoğlu/2014

Korkuyorum!
Küçük bir çocuk için dünya belirsizliklerle dolu bir yer ve çocukların özellikle okul öncesi dönemde zihinleri bir yetişkinden çok farklı çalışıyor. Sizin (hayat tecrübeniz sayesinde) son derece sıradan gördüğünüz bir şey çocuğunuz için korku yaratabilir.
Bir çocuk banyo küvetindeki giderden suyun akıp gittiğini görünce kendisinin de oraya sığacağını, giderin içine kaçıp, akıp gideceğini düşünebilir mesela. Ya da banyo küvetinizdeki sığ bir suda onu ısırabilecek büyük balıkların varlığından korkabilir.

Ne yapmamalı?

Çocukların su korkusuyla, korkularının sebebi anlamsız olsa bile sakın dalga geçmeyin ve onu zorlamayın. Bir korkuyla baş edebilmenin en iyi yolu çocuğa onu anladığınızı hissetirmektir. Anne babasının korkularını anlamadığını düşünen çocuk korkularından vazgeçmez. Çünkü ona göre gerçek tehlike devam ediyordur ya da onu korkutan şey hala mevcuttur sadece anne ve baba bunu görmüyordur.

Ne yapmalı?
Söz konusu çocuk olduğunda özellikle de okul öncesi dönemde her zaman en iyi yöntem oyundur. Arada bir banyonuzu yarım saat için ufaklığa göre hazırlamak size ne kaybettirir ki? Kaldırın banyo halılarını, bırakın oynarken su sıçratsın. Köpükler yapın oynayın beraber, vakit bolsa küveti doldurun. Gemileri yüzdürün. Bundan güzel bir paylaşım olabilir mi?
Bu arada akşam saatlerine denk gelen banyolar, enerjisini boşaltmasına yardımcı olur, çocuğu rahatlatır ve böylece uykuyu kolaylaştırır.

Deniz kenarında da durum farklı değil. Alın kovaları kürekleri, beraber oynayın. Önce kumun üzerinde. Sonra siz "Buradaki kum ıslak, daha güzel kaleler yapılıyor" deyip, zorlamadan suya biraz daha yaklaşın. Ayaklarınız suyun içinde olabilir bu aşamada. İlk anda çekinse bile eğer siz üzerinde durmuyormuş gibi davranmayı başarabilirseniz bir süre sonra yanınıza mutlaka gelecektir. 

Çocuğunuz için ilk gün belki bu kadarı yeterlidir. Tekrarlıyorum sınırları siz çizmeyin, çocuğunuzun çizdiği sınırlar içinde ilerleyin ve sabırlı olun.


Siz her ne kadar dikkat etseniz de çocuğunuz korkuyu çevresindeki herhangi birinden ya da hiç tanımadığı bir çocuktan da öğrenebilir. Endişelenmeyin, siz doğru adımları atarsanız korku yerleşmez, pekiştirilmeyen korkular da zihninden çabucak silinir..



Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU

Çocuklarda Korkulu Rüya, Ağlayarak Uyanma

Çocuğunuz gecenin bir yarısı uykusundan ağlayarak uyanıyor, siz de onun sesini duyar duymaz odasına koşup, onu kucaklayıp sakinleştirmeye çalışıyorsunuz.
Bu, sizin evde de sık sık yaşanıyor mu?
Üstelik uykusundan ağlayarak uyanmış bir çocuğu sakinleştirmek öyle kolay da değil.
Kalbi kollarınızın arasında hızlı hızlı atıyor, gerçekten korktuğunu fark ediyorsunuz.  

İnsan böyle anlarda çaresiz hissediyor değil mi?

Uyku tüm insanlar için temel bir ihtiyaç. Hele söz konusu çocuklarsa iki kat daha önemli. Sağlıklı bir ruhsal ve fiziksel gelişim için çocukların yeterince ve belli bir düzende uyuması şart!


Dünya Kerimoğlu (Haziran 2015)
Kendinizi düşünün.
Uykusuz kaldığınızda hayatınızda neler değişiyor? Çoğumuz daha dağınık, daha dikkatsiz, daha sinirli, daha tahammülsüz oluyoruz. Çocuklarda da etkileri benzer, uykusuz kalırlarsa dikkat toplamakta zorlanıyorlar, daha asabi oluyorlar.

Nasıl ki uyku günlük hayatımızı etkiliyorsa, günlük hayatımız da uykumuzu etkiler.
Stresli zamanlarda uyku kalitesi genellikle düşer. Karmakarışık, huzursuz rüyaların sayısı artar. Yetişkinler mutsuz olduklarında, hayatlarında zor olarak tanımladıkları dönemlerde ya normalden fazla uyurlar ya da uykusuzluktan yakınırlar.


İşte çocuklarda da durum aynen böyle!
Eğer çocuğunuz sık sık (haftada birkaç kez) yattıktan birkaç saat sonra korkuyla uyanıyorsa muhtemelen onu huzursuz eden bir şey var demektir. 

Kendini ifade edebilecek yaşa gelen çocukların korkuları konusunda rüyalar yol göstericidir. Bunları sorgulamak bize stres kaynağıyla ilgili ipucu verebilir. Beynimizin bedenimiz uyurken çalışmaya devam ettiğinin kanıtıdır rüyalar ve unutmamak gereken önemli bir nokta var;

Çocuklar ortalama 5 yaşına kadar rüyalarla gerçeği birbirinden ayırdedemez.

İşte o nedenle rüyalarında gördükleri her şeyi gerçek sanarak daha çok korkarlar.
Eğer çocuğunuzun ağlayarak uyandığını duyarsanız yanına gitmek için asla tereddüt etmeyin. Sizi görmek onu rahatlatır. Kucağınıza alın, güvende hissedecektir. 
Eğer çocuğunuz 3 yaşından büyükse neden korktuğunu az çok anlatabilir. Anlatmasını isteyin.
Anne babaların yaptığı en büyük hata, çocuklarının korkusunu hafife almak.
"Korkacak bir şey yok sadece rüya" demeniz gerçekten hiçbir işe yaramaz.
Unutmayın 5 yaşından küçük çocuk için rüya ile gerçek arasında fark yok.

Siz "korkacak bir şey yok" dedikçe çocuğunuz onu anlamadığınızı düşünecek.  
Daha önemlisi onun fark ettiği tehlikeyi sizin fark etmediğinizi düşünüp yalnız hissedecek ve daha çok panik yapacak. Sonuçta daha çok ağlayacak.
Çocuğunuza, onu anladığınızı hissettirin.

"Haklısın bebeğim, gerçekten korkmuş olmalısın ama şimdi ben buradayım.Yanındayım, beraberiz ve artık korkmana gerek yok"

Bu ifadeler çocuğunuza onun korkusunu hafife almadığınızı hissettirir. Onu anlayan ve destek olan bir anne ya da babanın varlığı çocuğun çok daha kolay sakinleşmesini sağlayacaktır. Sözlerinizin yanında bedensel temas da (kucaklamak, saçını okşamak ya da elini tutmak) çocuğunuzun gerilimini azaltır.  

Gerektiği kadar kucağınızda güven verip, sakinleştirdikten sonra çocuğunuzu yeniden kendi yatağına yatırmanız uyku alışkanlığının oturması açısından önemli. Uykuya dalana kadar yanında kalmanızı isteyebilir. Yatağının yanına bir sandalye ya da koltuk çekin ve yanında kalın. Bir masal okuyabilir ya da bir ninni söyleyebilirsiniz.
Çocuğunuz karanlıktan korkuyorsa, odada küçük bir gece lambası yakmak kendini daha iyi hissetmesini sağlayabilir.
Anne baba olarak size düşen çocuğunuzun kendi yatağında güvende ve huzurlu hissetmesini sağlamak, bunun için gerekli şartları oluşturmak. 
Ama dikkat!
Çok sık yapılan bir hata var. 
Ağlayarak uyanmış çocuğu her defasında yatağınıza almak ve beraber uyumak.
O an size çok daha kolay gelebilir ama sonrasında işleri daha çok zorlaştırır,düzeninizi bozar, sizi uğraştırır.
Gerçekten onu korkutan bir rüya görmüş ve uyanmış olsa bile çocuğunuz gece ağlayınca sizin yanınızda yatabileceği mesajını bir kez aldı mı, sonrasında, yalancı krizler de yaşayabilirsiniz.

Çınar Karacaoğlu
Çocukların endişeleri konusunda rüyalar yol göstericidir ama belli yaş gruplarına özgü yani o dönemde birçok çocukta görülen rüyalar da var. Bunlar çocuğun günlük yaşantıları, öğrendikleriyle şekillenen kalıp rüyalar.

2 yaş dolaylarında çocuklar genellikle kaçtıklarını, birilerinin kendilerini kovaladığını, kedilerin, köpeklerin ya da masal karakterlerinin onları ısırdığını görebilirler.
Gerçek hayatta kedi köpeklerden korkmayı öğrenmiş çocuklar, ısırılmaktan özellikle korkar.


3-4 yaş arası rüyalarda çocukları korkutan hayvanların sayısı artar. Aslanlar, kaplanlar, ayılar, dinazorlar, ejderhalar işin içine girebilir.
Eğer anne baba, anneanne babaanne ya da çocuğun bakımını üstlenen kişi çocuğu polisle, doktorla, hemşireyle korkutuyorsa, bu korkunun yansımaları da rüyalarda ortaya çıkar.

5 yaştan sonra çocuk hayaletlerden korkmaya ve rüyalarında da hayaletleri görmeye başlayabilir.
Yani açıkça ortada ki rüyalar çocukların öğrendikleriyle zenginleşir. 
Çocuğun yaşı ilerledikçe günlük hayattaki korkuları artar. Televizyonda gördükleri, arkadaşlarının anlattıkları hayal gücünü zenginleştirir. 

Ortalama 5 yaş civarı çocuk rüyanın ne olduğunu öğrenir. Yine rüyasından korkabilir, korkuyla uyanabilir ama uyandıktan sonra daha kısa sürede sakinleşecektir.

Ne yapmalı?

Çocuğunuzun kabus görmesini tamamen engellemeniz mümkün değil. Ayda ortalama bir kereden fazla kabus görmüyorsa bir sorun olduğunu düşünüp endişelenmenize de gerek yok. 
Çocuğun daha rahat ve huzurlu bir uyku uyumasını sağlamak için;

-Çocuğunuzun odası ne çok sıcak ne de çok serin olsun.
-Uyumadan hemen önce bir şeyler yemesine ve içmesine izin vermeyin.
-Uyku öncesi ılık bir duş, çocuğunuzu rahatlatır. Banyo sonrası masaj kendini güvende hissetmesini sağlar.
Dünya Kerimoğlu/ Şubat 2015
-Çocuğunuzu yatağa zorla yatırmayın, ağlarken uyuması için yalnız bırakmayın. Zaman zaman uyku eğitimi başlığı altında bu tavsiye ediliyor olabilir ama kişisel kanaatim çocuğunuzu ağlatarak, onu korkutarak hiçbir eğitim veremeyeceğiniz yönünde. Stresle uykuya dalan bir çocuğun uykusu da huzursuz olur. 
-Çocuğunuzun izlediği çizgi film ve diğer televizyon programlarına, oynadığı bilgisayar oyunlarına, okuduğunuz kitaplara dikkat edin. Şiddet içeren programları izlemesine, oyunlar oynamasına izin vermeyin.
-Çocukları polisle, doktorla, hemşireyle, iğneciyle, köpekle korkutmayın. Korkuyu hiçbir zaman bir disiplin aracı olarak kullanmayın!





Unutmayın, huzurlu bir uykunun sırrı, huzurlu bir yaşamdan geçiyor.
Evde anne baba arasında yaşanan çatışma, yeni bir kardeş, ev değişikliği, kreşe-okula başlama gibi durumlar çocuğunuzu tedirgin edebilir, kısa süreli huzursuzluklara sebep olabilir. Bunun yansımasını uyku alışkanlığının bozulması şeklinde görebilirsiniz. Huzursuzluğun kalıcı olmasını engellemek için en doğru yol bir uzmandan yardım almaktır. 

Ortada belirgin bir nedenin yokken, çocuğunuz haftada birkaç kez kabus görerek korkmuş şekilde uyanıyorsa da en kısa sürede bir uzmana danışmak en doğru adım olacaktır.
 

Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU


İnatla Başetmenin Yolları..

Kendimizde çoğu zaman sevdiğimiz ama başkalarında görmek istemediğimiz yegane huy bu herhalde. Hele bir de söz konusu olan bizim (her dediğimizi yapması gereken!) mini mini bebeğimizse inatçı olmasını hiç istemiyoruz. Peki bir çocuk neden inat eder, onu biliyor musunuz?


İnat eden bir çocuk, aslında kendi bağımsızlığını kanıtlamaya çalışıyordur. Artık sizden ayrı, farklı bir birey olduğunu anladı ve bunu da size anlatmaya çalışıyor miniğiniz. Yani ufaklık hızla büyüyor ve kişiliği de gün geçtikçe gelişiyor. Kendisi hakkındaki kararları artık kendisi vermek istiyor. Tüm bunlar sağlıklı bir gelişimin işareti. Olması gerekiyor. Paniğe kapılmaya, sert önlemler almaya, çaresiz hissetmeye hiç ama hiç gerek yok..
Tek dikkat etmeniz gereken gelişimin normal bir aşaması olan bu inatlaşmaların dozunun artarak alışkanlık haline dönüşmesini engellemek, çünkü işte o zaman hayat hem siz hem de çocuklar için zorlaşıyor.
İşte inat krizlerini "önlemenizi" sağlayacak birkaç öneri;
-Sadece gerekli durumlarda kurallar koyun.
Eviniz her yanı kurallarla çevrili bir kurtarılmış bölgeye dönüşmesin. Unutmayın çok fazla kural, kuralların daha sık bozulmasına sebep olur. Tehlike yaratacak durumlarla ilgili yasaklar olmalı elbette, ocakla, ütüyle oynamak, camdan sarkmak gibi. Ama oyuncakları salona getirmeyi yasaklamayın mesela. Çünkü siz ne kadar yasaklarsanız yasaklayın, o oyuncaklar eninde sonunda gelecek salona. Ve bir yerden sonra pes edeceksiniz.  Bunun yerine oyuncakları oynadıktan sonra toplamayı şart koşun.
Kurallar konusunda kararlı olun diyorum ama çocuğun gelişimine göre kuralları yenilemeyi de unutmayın. Miniğiniz büyüdükçe özgürlük alanının ve becerilerinin arttığını unutmayın. Oturup beraber de karar verebilirsiniz, bu daha çok işe yarar.
-Kurallarınızı belirledikten sonra tutarlı olun.
Önce kendi içinizde tutarlı olun. Oyuncakları toplama örneğinden gidelim. Bir gün oyuncaklarını odasına taşıması konusunda ısrarcı olup, ertesi gün misafir gelecek diye aceleyle siz toplamayın. Gerçekten acele bir durumda bile en azından ona yardım ediyormuş, beraber topluyormuş gibi yapın ki,  "nasılsa annem yapar" fikri aklına yerleşmesin. "Tatlım oyuncaklarını toplaman gerekiyor, biliyorsun, istersen ben de sana yardım edebilirim" dediğinizde bu senin sorumluluğun ben sadece yardım ediyorum mesajını verirsiniz. 
 İkinci ve en az ilki kadar önemli nokta ise çevredekilerle tutarlı olmak. Anne yat derken, baba biraz daha oturmasına izin verirse, torununun gözünden damlayan yaşa dayanamayan anneanne-babaanne tam da yemek öncesi bir parça çikolatadan birşey olmaz derse (sürekli tekrarlanması halinde) işte o zaman inat için uygun zemin yaratmış olursunuz.
Evde başka kalabalık içinde başka davranmak da en sık yapılan hatalardan biri. Şimdi ağlarsa herkes bize bakari tadımız kaçar endişesiyle kuralları ortadan kaldırmayın.
............................

Peki o inat krizlerinden biri yaşanıyorsa, o zaman ne yapmalı? Yine bir örnek üzerinden gidelim. Dışarıda şakır şakır yağmur yağıyor. Alışverişe gideceksiniz. Ama miniğiniz botları yerine sandaletlerini giymek konusunda inat etti.

- Karşınızdakinin bir çocuk hem de sizin çocuğunuz olduğunu unutmayın. Bağırmayın, öfkelenmeyin. Öfkelenseniz bile belli etmeyin. İnat ettiği zamanlarda miniğinize yönelik ilginiz artmasın.  

Zaman zaman kendimizi öyle kaptırıyoruz ki karşımızda yetişkin bir insan varmış gibi tartışmaya başlıyoruz.Gücümüzü kanıtlamaya, her ne olursa olsun istediğimizi yaptırmaya uğraşıyoruz. Sakin olmaya çalışın,ufaklığın sizi çıldırtmasına izin vermeyin. Bazen çocuklar sadece ilgi çekmek için inat ederler. Ve siz kızdığınızda bile aslında onlarla ilgilenerek onları hedefe ulaştırırsınız.
-Seçenek sunmak inadın panzehiridir, unutmayın!
"Dışarıda yağmur var, ayakların ıslanırsa hasta olabilirsin. Kırmızı botlarını mı mavileri mi giymek istersin?"
- Sonucu sakin, kararlı bir ses tonuyla kısa ve net bir şekilde açıklayın. Konuşurken aynı seviyede olun ve mutlaka göz teması kurun.  "Lütfen, rica ediyorum, beni seviyorsan.."  Bunlar kriz anında hiçbir işe yaramaz. "Hayır" dememeye çalışın. İnat eden bir çocuğa hayır demek yangına körükle gitmekten başka birşley değildir.

"Ya istediğin renkteki botunu seçip giyersin ya da üzgünüm ama dışarı çıkamayacağız, çünkü senin hasta olmanı istemiyorum"
-Davranışının sonucunu söyledikten sonra ona biraz zaman verin. Bu bir dakika bile olabilir. Kısa bir mola işe yarar.
"Ben mutfağa gidip bir bardak su içeceğim, sen de bu sırada düşün, evde kalmak mı istiyorsun, yoksa botlarını giyip dışarı çıkmak mı, kararını ver"
-Hala inat ediyorsa o zaman söylediğiniz sonucu yaşamasına izin verin.
Alışverişe gitmeyin. (İşte bu nedenle sadece yapabileceklerinizi söyleyin. Gerçekten gitmeniz gerekiyorsa gitmem demeyin.)

-Tabi bu sürecin işlemesi için bebeğinizin belli bir olgunluğa ulaşmış olması gerekiyor.

Miniğiniz  2 yaşından küçükse açıklamalar yerine dikkat dağıtmak çoğu zaman sorunları daha kolay çözer.

.............

Yemek saati, uyku saati, oyun saati, parktan eve dönme anları.. Birbirinden farklı krizler gibi dursa da aslında başetmenin yolu aynı. İşin sırrı sizin bir yetişkin, karşınızdakinin kimliğini tanımlama aşamasında bir çocuk olduğunu unutmamakta..


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara/2012

Ağlayan Bir Çocuğu Susturma Klavuzu..

Gelin empati yapalım. Kendinizi küçük bir çocuğun, hatta kendi çocuğunuzun yerine koyun.. Evdesiniz. Anne babanız salonda, televizyon açık. Ama sizi kucaklayıp -üstelik de evde ilginizi çekecek bu kadar çok uyaran varken- doğru odanıza götürüyorlar. Sonra da hoop yatağa. İşte tam o anda yaygarayı basıyorsunuz. Aslında ağlamanız tamamen içgüdüsel. Ama o da ne, siz ağlamaya başlayınca birşey oldu. Anneniz sizi yatırmaktan vazgeçti. Hımm.. Bunu zihninizin bir köşesine yazdınız; ağladım ve beni yatırmaktan vazgeçti!
Ertesi gün, salonda masanın üzerinde duran o ilginç küçük bibloya tam hamle yaptınız, o anda anneniz kaptığı gibi aldı, uzanamayacağınız kadar yüksek dolabın üzerine koydu. Yine kopardınız kıyameti.Veee, sonunda mutlak galibiyet. Biblo birkaç çığlık sonra avuçlarınızın içinde. Hemen bunu da kayda aldınız tabi; ağladım ve istediğimi aldım!
Yemek vakti de durum benzer. Daha fazla yemek istemiyorsunuz. Elinizle ittiniz annenizin çatalı uzatan elini. Ama yok anlamadı. Ağzınızı sımsıkı kapattınız.Yine anlamadı hala zorluyor. Başladınız ağlamaya. "Tamam o zaman yeter bu kadar,doydun" deyip mama sandalyesinden indiriverdi anne..Bir mesaj daha aldınız; ağladım ve bana zorla yemek yedirmekten vazgeçti!

Şimdi yine çocuk olarak tüm bu yaşananlardan ortak bir sonuç çıkarın kendinize; artık konuşmaya çalışmaya, derdini anlatmak için uğraşmaya ne gerek var ki. Ağlarım ve istediğimi yaptırırım..

Dünya Kerimoğlu /2014

İşte bir çocuğun zihninde aynen böyle işler süreç.  Ağlama davranışı anne-baba ya da çevresindekiler tarafından sürekli pekiştirilen çocuk -nasılsa amacına ulaştığı için- farklı yollar bulmak için çabalamaz.
Sonuç, her istediğini ağlayarak elde etmeye çalışan afacanlar ve çaresiz anne-babalar olur.

Gelin en başından başlayalım yine. Çocuğunuz doğduğunda iletişim kurmak için kullanabileceği tek şey ses telleri. Acıkınca ağlıyor, bezini doldurunca, uykusu gelince ya da sadece "beni biraz sev" demek için. Birkaç ay böyle gidecek. Ama işin içine mimikler, el işaretleri ve daha sonra da kelimeler girdiğinde durum değişmeli. Bu noktada anne-babalara ve eğer her ikisi de çalışıyorsa gün içinde çocukla ilgilenen kişiye büyük iş düşüyor.
Çünkü her çocuk mutlaka ama mutlaka ağlayarak istediklerini elde etmeye çalışır. Bu bazen kendiliğinden olur bazen de bir komşu çocuğunda,kuzende,kreşteki arkadaşta görünce. Bu alışkanlığı sürdüren çocukla sürdürmeyen çocuk arasındaki tek fark anne babanın tavrı.
O zaman ne yapmalı?

Tutarlı olun ve kararlı olun..
Tutarlı, kararlı anne babalar çocuklarına "güven" verir, çocuk ağlasa bile durumun değişmeyeceğini bilir.
Ama tutarlı olmak demek çocuğunuzun niyet ettiği herşeye hemen "hayır" demek değil elbet. Ona yapmak, yemek, oynamak istediği birşeyle ilgili kararınızı söylemeden önce mutlaka ikinci bir kez düşünün. Eğer sizin için o kadar da sakıncalı bir durum yoksa "hayır" demek için acele etmeyin. "Hayır" larınızı daha kritik durumlar için saklamanızda fayda var. Sürekli "yapma,etme,dokunma" denilen, engellenen çocuklarda ağlama nöbetleri çok daha sık görülüyor unutmayın. 

Örneğin normalde ufaklığın siz mutfakta yemek yaparken etrafı karıştırmasına izin vermiyorsunuz, şimdiyse yaptığınız tatlıdan artan hamur onun için harika bir oyuncak olur. Aklınızdan "bir kere izin verirsem her defasında ister" diye geçiyor değil mi. Böyle düşünmeyin. "Bu sefer sen de bana yardım edebilirsin. Hamurdan kurabiyeler yapmak ister misin?" deyin ve miniğinize de bir önlük takın. En azından uygun durumlarda ona izin verdiğinizi anlayacaktır. Yok eğer siz baştan hayır deyip, sonra ağladığında eline bir parça hamur tutuşturuyorsanız..Vay halinize..

Tutarlılık sadece kendi davranış ve kararlarınızla ilgili değil. Anne baba olarak da tutarlı olmanız gerekiyor. Annenin "hayır" dediğine baba dayanamayıp "ben izin veriyorum" derse çocuk bu çelişkiyi her alana yaymak için elinden geleni yapar. Küçük bir çocuk bunu kullanmayı gerçekten iyi bilir, büyüdükçe becerisi artar, ergenlik döneminde ise daha önce gözünüzden kaçan bu küçük hata ciddi bir sorun olarak çıkar karşınıza.
Bir de anneanne, babaanne ve dedeler konusu var tabi. Torunlarının her istediğini yapmak için hazır bekleyen büyükanne ve büyükbabalar otoritenizin zayıflamasına sdebep olabilir. Böyle durumlarda öfkelenmek sadece aile içi ilişkilerinizi bozar. Oturup sakin bir şekilde ve çocuğunuzun konuşmaya şahit olmayacağı bir anda, kendi endişelerinizi ön plana çıkararak uyarın anne babanızı. Konunun sizi endişelendirdiğini, torunu için doğru yolu birlikte bulmak istediğinizi söyleyerek başlayacağınız bir konuşma bağırıp çağırmaktan çok daha iyi sonuç verir her zaman..

Ama diyelim ki ipin ucu kaçtı bir kere. Çocuğunuz zayıf noktanızı yakaladı. Peki bu öğrenilmiş davranışı unutturmanın bir yolu var mı? Elbette..
Çocuklar özellikle 1-3 yaş arası ağlayarak ikna yoluna gider.
1-2 yaş arası, ağlama krizine girmiş bir çocuğa uzun uzun açıklamalar yapmanızın hiçbir anlamı yok. Hatta siz ağlama dedikçe muhtemelen çığlıkların dozu daha da artabilir. Böyle anlarda iki seçenek var;
Ya ağlayan, kızaran, bozaran, yerlerde sürünen ya da çırpınan çocuğu gerçekten görmezden geleceksiniz  ya da onun dikkatini başka bir yöne çekeceksiniz.
Birinci yol konusunda şimdiye dek birçok annenin başarılı olamadığı bir gerçek. Haklısınız da insan çoğu zaman bu nöbetlere dayanamıyor, o yüzden dikkat dağıtmak üzerinden gidelim. Öncelikle çevrenizde başkaları varsa, anneanne, babaanne ya da bakıcı abla - teyze, her kafadan bir ses çıkması çocuğun kafasını daha da karıştırır, o yüzden mümkünse birkaç dakika için oradan uzaklaşın. Başka bir odaya geçebilirsiniz.
Çocuğunuzun dikkatini çekecek bir şey bulun. Bu bir oyuncak ya da camdan gördüğünüz bir kuş ya da bulutlar yani aklınıza gelebilecek herşey olabilir. Yeter ki dikkatini çeksin. Siz de mümkün olduğunca şaşırmış, sevinmiş görünün, gerçekten ilgilendiğiniz birşey onun ilgisini daha fazla çeker. Ama sakın ha, ufaklığı yerden kaldırmaya, kucaklamaya, elini koulunu tutmaya -tabi kendisine zarar vermiyorsa - çalışmayın. Bu onu daha çok öfkelendirir.

Eğer çocuğunuz 2-3 yaş arasındaysa, açıklamalarınız az da olsa onun için anlam kazanmaya başlamıştır. Yani uzun nasihatler hala anlamsız ama oyunla birlikte verilen mesajları daha çabuk kavrar.
Mesela,"Görünmez Adam Oyunu". Anne babaların ve öğretmenlerin sıkça başvurduğu bir yöntem bu. çocuğunuz birşey istemek veya sadece inattan ağladığı zaman oyuna başlayabilirsiniz.
"Aaa, yavaş yavaş görünmez olmaya başladın"
Ağlamanın dozu arttıkça, "tamamen görünmez oldun, neredesin seni göremiyorum"
Ağlama bitince "heh işte buradasın, nihayet seni görebildim, şimdi ne yapmak istersin söyle bakalım, beraber kitap okuyalım mı, ya da biraz top oynayalım" (ağlama kendiliğinden bittiğinde mutlaka takdir ediyoruz)

Ama biliyorum işler her zaman planlandığı gibi gitmez. Bazen bir başka çocuk, kalabalık bir ortama girmek ya da sadece o günlük bir huysuzluk bütün dengeleri alt üst edebilir. Ya da o gün yorgunsunuzdur ve sizin mücadele edecek, kuralları uygulayacak haliniz yoktur. Hemen paniğe kapılmayın, çocuk yetiştirmek uzun bir süreç, nadiren yaşanan sapmalar sizi yolunuzdan çıkarmaz, yeter ki bunu bir alışkanlık haline getirmesine izin vermeyin..



Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
2012- Ankara

Ben İşe Gidiyorum, Bebeğime Kim Bakacak?

Bir bebeğin doğumuyla anne-babaların ama özellikle de çalışan annelerin içinde bir endişe yerleşir.
"İzin bitecek, işe dönme zamanı gelecek, peki o zaman benim savunmasız, minik bebeğime kim bakacak?"
Bir anne için ortalama 5 aylıkken bebeğini bırakıp işe gitmek büyük bir travma. Elbette aynı şey çocuklarımız için de geçerli. Hele bir de çoğu anne için en güvenilir liman olan "anneanne" bebeğe bakabilecek durumda değilse stres daha da artıyor..

Anneannemle keyfim yerinde.. Annemin içi rahat:) 
Keşke her yeni anne en az bir sene işten uzaklaşma fırsatı bulsa ve bu zamanı bebeğiyle geçirebilse ama çoğu zaman maddi imkanlar buna izin vermiyor. Madem şartları değiştirmek elimizde değil gelin o zaman mevcut şartlarda hem bebeğimiz hem de kendimiz için en iyisini birlikte bulmaya çalışalım.
Bazen işe dönme endişesiyle anı kaçıran anneleri görüyorum. Endişenin aslına iki nedeni var, biri açıkça dile getirilen bebeğe iyi bakılıp bakılmayacağı korkusu, diğeriyse belki annenin kendine bile itiraf edemediği bir korku.
"Ya bebeğimle aramıza bir başkası girerse?"

Evet belki çocuğunuzla evde ve tam gün geçireceğiniz zaman azalacak, belki de onun ilk'lerinden bazılarına tanık olamayacaksınız. Ama unutmayın,, hiçbir şey sizin onun annesi olduğunuz gerçeğini değiştiremez, işe gidiyorsunuz diye bebeğiniz sizi daha az sevmez. Eğer var olan fırsatları iyi değerlendiriyor, bebeğinizle kaliteli zaman geçiriyorsanız aranızdaki büyünün bozulması söz konusu bile değil.

Unutmayın; anneanne, babaanne ya da bakıcı sizin yerinize geçmeyecek, sadece siz yanında değilken bebeğinizin güvende, sağlıklı ve mutlu olmasını sağlayacak..

Eğer anneanne ya da babaanne bebeğe bakabilecek durumdaysa annelerin işi çok daha kolay oluyor.
Peki ya her ikisi de bebeğe bakabilecek durumda ve istekliyse. Olayı bir aile sorununa dönüştürmeden çocuğunuzu kime emanet edeceksiniz.

Böyle bir durumda yeni doğum yapmış, endişeli, kaygılı annenin bebeğini kendi annesine emanet etmek istemesinden doğal bir şey olamaz. Ama bunu bir inatlaşma haline getirmek aile içi dinamikleri yıpratır.
O nedenle eşinize sakin bir dille hissettiklerinizi, endişelerinizi, korkularınızı anlatmalısınız. Sizi yetiştiren annenizin çocuk yetiştirmeyle ilgili tutumlarını elbette çok daha iyi biliyorsunuz, üstelik müdahale etmek istediğiniz noktalarda kendi annenizle iletişiminizin çok daha kolay olacağını söyleyebilirsiniz.

Bu noktada bir kadın olarak pozitif ayrımcılık yapıyorum. Söz konusu gözümüzden bile sakındığımız bebeğimiz olduğunda bizim nazımızı, kaprislerimizi, bizi kendi gözünden sakınan annelerimizden daha iyi kim çekebilir ki..

Tabi bu noktada hemen bir parantez açalım, bu demek değil ki bir babaanne de torununa en iyi şekilde bakamaz. Ama üzerinde durduğumuz yeni annenin kendini gerçekten rahat hissetmesi. İşte tüm bu nedenlerle başta baba ve daha sonra babaannelerin anlayışlı olması, işleri kolaylaştırır.

Dönüşümlü torun bakma süreçleri sizin açınızdan sorunu çözüyor gibi görünebilir. Ama anneanne ve babaannenin doğal olarak birbirinden farklı yetiştirme tutumları bebeğinizin kafasını karıştıracaktır. O nedenle gerçekten zorunlu olmadıkça bu yöntemi denemeyin. Bebeğin tutarlı ve sürekli bir bakıma ihtiyacı var..

Eğer bebeğin bakımı konusu eşler ya da aile arasında sıkıntıya neden olacaksa bebeği bir bakıcıya emanet etmeyi düşünmeye başlamanızda da fayda var. Evet öncelik birinci derece yakınlar olmalı, ama sizin bozulan iletişiminizin ya da yaşayacağınız gerginliğin bebeğinize yansıyacağını da unutmayın.

Bir anne için bebeğini daha önce tanımadığı birine, yabancı bir bakıcıya bırakmak şüphesiz çok zor. Endişe etmekte, telaşlanmakta haklısınız. Ama eğer böyle olması gerekiyorsa, üzülmek yerine bebeğiniz için en iyi şartları hazırlamaya çalışmak üzerine yoğunlaşmalısınız.

Anneler belki bu söylediğime şaşıracaksınız ama bakıcının kim olduğu, kaç yaşında olduğu, kaç dil bildiği, eğitim durumu, referansları sandığınız kadar hayati bir önem taşımıyor aslında. En önemlisi çocuğunuza bakan kişinin onu gerçekten sevip sevmediği. Bunu anlamak için bebeğinizin tavırlarını dikkatlice takip etmenizde fayda var. Çocuklar gerçekten sevilip sevilmediklerini anlamakta ve ona göre karşılık vermekte ustadırlar.

Unutmamanız gereken bir başka nokta; bebekle birlikte çekirdek ailenize bir birey daha katılıyor.
Bakıcınızı eve gelen bir yardımcı gibi değil, ailenize katılan yeni bir üye olarak görmelisiniz. Elbette her iki tarafın da sınırları olacak. Ama siz evinizi ya da bir eşyanızı değil, hayatta en çok önemsediğiniz varlığı,, çocuğunuzu emanet edeceksiniz. Doğumdan hemen sonra bebeğin eve gelişi anne baba için yeni ve alışılması gereken bir durum, buna bir de bakıcıya alışma sürecini eklememek için bakıcıyla tanışma ve birbirinize alışma sürecini doğum öncesine çekmenizde fayda var.

Gelelim güvendiğiniz bir bakıcı bulduktan sonrasına..
Bir anne bana, akşam işten eve döndüğünde ağlayan bebeğini kucağında hoplattığı, sarıldığı, öptüğü halde sakinleştiremediğini, bebeğinin sanki onu cezalandırmak ister gibi (bu kendi ifadesi) o sırada evden çıkmaya hazırlanan bakıcı ablasının kucağına gittiğinde ağlamayı kestiğini anlattı. Ona göre bu hayatının en kötü anlarından biriydi. Yıkılmıştı. Çalışmak zorunda olduğu için işinden ve kendisinden nefret ettiğini söylemişti. Korkuyordu ve en kötüsü bebeğinin artık onu sevmediğini düşünüyordu..

Annenin işe dönmesi anne kadar bebek için de travmadır. Çocuklar bizim gibi hislerini sözlerle dile getiremezler, tepkilerini ortaya koymak için size küsebilir, uzak durabilirler. Ama anneleriyle akşamları ya da haftasonları, birlikte olduklarında gerçekten iyi zaman geçirebildiklerini, annelerinin onları sevmeye ve ilgilenmeye devam ettiklerini anladıkları,buna  ikna oldukları anda inanın her şey normale döner.

Ayrıca bebeğinizin ona bakan kişiye bağlanması da sağlıklı bir durum merak etmeyin, bu ufaklığın kendisini güvende hissettiğinin işaretidir.Ama bir kez daha söylüyorum, hiçbir bebek bir başkasını annesinin yerine koymaz.
Bebeğinize bakan ister anneanne ya da babaanne olsun, ister bir bakıcı mutlaka ama mutlaka kusurlar bulacaksınız. Tıpkı sizin de kusurlarınız olduğu gibi. Anneanne ve babaannelerde genellikle bebeği fazla şımartmak ve kuralları çiğnemek sık sık yaşanan sorun. Siz küçükken kurallar sıralayan anneniz şimdilerde torunu için "bırak ne isterse yapsın" diyor sürekli değil mi. Ve çocuğunuz da anneanne/babaannenin yumuşak karnını hemen keşfetti, bunu bir güzel kullanıyor.
İşin sırrı, sakin ve anlayışlı olmak ve ne istediğinizi açık bir şekilde anlatmakta. Bazen kuralların sebebini tıpkı ufaklığa anlattığınız gibi anneanne/babaanneye de anlatmanız ve onları da ikna etmeniz gerekebilir.
Ama bebeğinizi en çok seven, en çok güvenebileceğiniz insana bırakmanın iç rahatlığı buna değmez mi?

Haklısınız, sizin bebeğinizle ilgili hayati  kararları vermek sizin hakkınız, ama bazen çevreden gelen küçük önerileri dinlemek de hayatınızı kolaylaştırır,bunu da unutmayın. Ve en önemlisi tüm bu kaygıların arasında "anne" olmanın keyfini çıkarmayı unutmayın..


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara/2012