Bir Sana, Bir Bana..

Kıvanç Çıplak- Demir Uluocak
Kucağınızdan inip ilk adımlarını atmak için çabaladığı an, miniğinizin hayatında sandığınızdan çok daha keskin bir dönüm noktası aslında. Siz sadece onun adım atmaya çalıştığını zannedersiniz, oysa ufaklık sizden ayrı bir birey olduğunu kanıtlama yolunda hızla ilerlemeye başlamıştır bile. Uzun lafın kısası artık sizin minik bebeğiniz de "ben" in farkına varmıştır..
Ayrı bir birey olmanın ilk şartı sınırları çizmektir. Miniğinizin sınır çizmekten anladığı çoğunlukla "hayır" demek olur. Hayır diyerek kendisiyle ilgili konularda sizin karar vermenize izin vermez, son sözü o söyler.
Söz konusu bir eşyasını, bir oyuncağını paylaşmak olduğunda bu hayır'ların dozu daha da artabilir.
Küçük çocuklar (özellikle 2-3 yaş dolaylarında) paylaşmayı hiç sevmezler çünkü bir başkasına verdikleri şeylerin geri gelip gelmeyeceğini bilmezler.Yani miniğinizi bencilliğe iten gerçek neden kaybetme korkusudur. Daha kendi dünyasını kurmaya yeni yeni başlamışken, o dünyaya ait olduğunu düşündüğü, benim dediği bir şeyi kaybetmek çocuğunuzu kaygılandırır.

Çevremizde hala paylaşmayı öğrenememiş yetişkinleri gördüğümüze göre paylaşmanın doğuştan gelen bir özellik olmadığı kesin. Yani birçok davranış gibi paylaşmak da zamanla öğrenilir. Bu noktada hatırlamakta fayda var, çocuk gelişiminde önemli olan söyledikleriniz değil, yaptıklarınızdır. Eğer ufaklık çevresini keşfetmeye başladığı andan itibaren anne babasından sürekli "dokunma, elleme" sözlerini duyduysa, parkta küreğini kovasını almak isteyen bir çocuğa tepkisi ortalığı birbirine katmak olacaktır. İşte o anda siz istediğiniz kadar anlayışlı bir anne olarak "ama tatlım, ver biraz da kardeş oynasın sonra da sana geri verir" deyin, bu güne kadar evinizin en küçük üyesiyle hiçbirşeyinizi paylaşmadınız, ondan paylaşmasını nasıl istersiniz?

O zaman yine aynamızı çıkaralım, kendimizdeki yanlışları bularak işe başlayalım.
Elbette evde ufaklığın dokunmasını istemeyeceğiniz, sizin için maddi ya da manevi anlamda kıymetli şeyler olcaktır. Yeni yeni yürüyen bir çocuğa neden onlara dokunmasını istemediğinizi anlatmak zaman zaman sancılı olabilir. Ve siz onu güzellikle ikna edemeyince son çare "yasak"lara başvurabilirsiniz. Oysa bir çocuk için yasak hem anlaşılması zor hem de çekicidir.
İşte bu nedenle 1-3 yaş arası biblolar, takılar, parfümler, makyaj malzemeleri çok ortalarda gezmese iyi olur. Böylece bebeğinize yeni yeni yasaklar koymanıza sebep olmazlar. Eğer ufaklık öyle kolay kolay kırılmayacak bir bibloya uzanıyorsa örneğin ona izin verin. En azından siz de yanındayken incelesin, merakını gidersin. Bibloyu ona uzatırken, "bu biblo benim ama alıp bakabilirsin, tabi sonra yerine koyman gerekiyor" dediğinizde mesajı da veriyor olacaksınız;
"Benim olanı seninle paylaşıyorum, insanlar bunu yapar, sonra da aldıklarını yerine koyar"

Çoğu zaman fark etmeden yapılan bir hata daha var. Ufaklık aslında ellememesi gereken birşeyi aldığında "aaa ver bakayım neymiş o" der ve elindekini kapıveririz. Sonra da puff.. Bir anda yok ederiz. Ne kadar akıllıca görünüyor değil mi? Çoğu zaman ne olduğunu anlamayan miniğimiz hele de dikkatini dağıtmayı başardıysak gidenin arkasından ağlamaz. Ama zihnine çok önemli bir not düşer;
"Anneme elimdekini verdim, yok oldu. Vermeseydim hala bende olacaktı. Demek ki kaybetmek istemiyorsan kimseye vermemelisin, anneye bile"
Özgürlüğünü ilan etme yolunda miniğiniz "benim" dediği herşeyin gerçekten onun olduğunu düşünür. Dolayısıyla sizin el çabukluğu marifet ortadan kaybettiğiniz çocuğunuzun gözünde ona aittir hatta onun bir parçasıdır.

Paylaşmak güzeldir ama insan herşeyini paylaşmak zorunda değil. Bunu unutmayın. Kimi giysilerini paylaşmaktan gerçekten hiç hoşlanmaz, kimi kitaplarını.. Ve insanlar bunu anlayışla karşılayabilir. Bu durum bebeğiniz için de geçerli. Her gece birlikte uyuduğu ayısını, bir gece de kuzenine vermek zorunda mı? Hayır.
Bu konuda siz de miniğinize saygı duymayı öğrenmelisiniz.
Çoğu zaman "tamam ayıcık sende kalsın, peki ona oynaması için arabalarından birini mi yoksa uçağını mı vermek istersin?" demek çoğu zaman sorunu çözer, üstelik bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz. Çünkü seçenek sunmak son kararı çocuğunuzun vermesine olanak sağlar.
Böyle bir durumda diğer çocuğun anne babasına mahçup olmamak için sakın ha kendi çocuğunuzu zorlamaya ya da azarlamaya kalkmayın. Miniğiniz üzerine düşeni yaptı, ayıcığını değil ama bir başka oyuncağı paylaşmaya razı oldu. Sizin üzerinize düşen de onu bu olgun davranışı için takdir etmek, onu yüreklendirmek, misafirlere de ayıcığının onun için çok özel olduğunu ve bu konuda anlayış göstermeniz gerektiğini anlatmak..

Eve sık sık kuzenler,arkadaşlar, komşu çocukları geliyorsa, ya da kreşe oyuncak götürüp arkadaşlarla paylaşma günleri varsa ufaklıkla bir anlaşma yapma yoluna gidebilirsiniz. Oyuncakları beraber, paylaşılabilecekler ve paylaşılmayacaklar olarak ayırabilirsiniz mesela. Onun için gerçekten özel olanları paylaşılmazlar arasına koyun. Böylece paylaşmayı gerektiren durumlarda yaşanabilecek olası krizleri engellemiş olursunuz.
Tabi paylaşmanın tek yönlü olmadığını da unutmayın. Eşyalarını geri alamamaktan korkan miniğiniz başkalarının eşyalarını geri vermemek konusunda hiç de hassas olmayabilir. Böyle bir durumda geçiştirmek yerine eve getirdiği oyuncak bebeğin kendisine ait olmadığını, sahibinin onu merak edebileceğini anlatın ve en önemlisi eğer kendi bebeği kaybolsa nasıl hissedeceğini sorun.. Bir çocuğa empati yapmayı ne kadar erken öğretirseniz işiniz o kadar kolay olur..

Paylaşmak bazen de verdiğiniz şeyden vazgeçmeyi gerektirir. Oyuncak araba geri alınabilir ama söz konusu bir şekerleme ise geri alınamaz. İşte bu tür bir paylaşmayı öğretmek çok daha fazla emek gerektirir. Elinde zaten iki tane şeker olan bir çocuk neden birinden vazgeçmek zorunda olsun ki..
Evdesiniz, kendinize bir tabak kuruyemiş koydunuz, elinizde de sevdiğiniz bir kitap. Tam o anda eşiniz geldi sizin kuruyemiş tabağına elini daldırdı. "İçerde daha var,istiyorsan git kendine koy" demeden önce iki kere düşünün. O anda radarları açmış ne yaptığınızı aklınızın bir köşesine kaydeden biri var çünkü.
Ya da evde dünden kalan pasta var. Canınız çekti, siz söyleyince eşiniz de istedi. Baktınız ki tek bir dilim kalmış. Fedakarlık genlerimize işlemiş ya, o son dilimi eşimize, çocuklarımıza vermek için ikinci bir kez düşünmeyiz bile. Yapmayın. Bir dilimden, herkese birer çatal vermek, verirken de "bu kadar pasta kalmış, hadi gelin hepimize birer parça" demek ufaklığa olanı paylaşmak konusunda en güzel örnek olur..

Bazen sizin bir adım sonrasını düşünmeniz de işleri kolaylaştırır. Parka giderken uğradığınız bakkalda, miniğinize birkaç sakız da arkadaşları için almasını söylediğinizde elindeki tek sakızı paylaşmak zorunda kalmaz. Zaman zaman çocuğunu banka oturtup önce çikolatanı bitir, sonra arkadaşlarının yanına gidersin diyen anneler görüyorum. İnanın arkadaşlarla paylaşılarak yenen çikolata belki miktar olarak daha azdır ama inanın çok daha lezzetli gelir..
Bir çocuk sosyalleştikçe paylaşmayı daha çok öğrenir, paylaşmayı öğrendikçe daha çok sosyalleşir.
Yani sadece anne baba örneği yeterli değildir. Bir çocuk mutlaka yaşıtlarıyla zaman geçirmeli.Artık çoğu çocuk kardeşsiz büyüyor. O nedenle de arkadaşlarla geçirilen zamanın önemi daha da artıyor, bunu unutmayın..

Belki günümüzde bencillik insana daha çok kazandırıyor gibi gönünebilir, hatta bunu çocuklarına özellikle öğretmeye çalışan anne babalar olabilir. Ama unutmayın paylaşmak sadece vermek değildir.. Bazen tam da ihtiyacınız varken size uzanacak bir eldir..
 


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara/2012

Emzik.. Ne senle, ne de sensiz..


Bebeği büyük bir hevesle emziği kabul eden anne babalar dertlenir;
ya ağız ve diş yapısı bozulursa, 
ya emziğe alışıp memeden vazgeçerse,
ya çok alışır bırakırken zorlanırsa..

Bebeği emziği bir türlü kabul etmeyen anne babalar da dertlenir,
ya memeyi emzik gibi görmeye başlarsa,
ya uykuya dalışı ya da sakinleşmesi zorlaşırsa,
ya anneden ayrılmaya direnç gösterirse..

Yani bebeği emziği alanın da almayanın da kafası karışık.
Dünya Kerimoğlu /Eylül 2014
Neden?
Çünkü her kafadan bir ses çıkıyor.
Eş, dost, komşu, anneanne, babaannenin inatla savunduğu fikirlerini geçtim, uzmanların bile emzik konusunda ortak bir dili yok. Üstelik herkesin kendi fikrini dayandırdığı bilimsel veriler var.
Ortada bu kadar çok fikir, bu kadar çok uzman varken sizce kimi dinlemek gerekiyor?
Cevap basit..
İç sesinizi.
Annelik içgüdülerinizi. 
Çünkü emin olun bebeğinizin emziğe ihtiyaç duyup duymadığını en iyi siz anlayacaksınız.

Dolayısıyla okuyacaklarınız aynı zamanda anne olan bir psikologun bilimsel verilere dayanan ama aynı zamanda tecrübeleriyle şekillenen öznel yorumları olmaktan öteye gitmeyecek.
İç sesiniz size "haklı" ya da "haklı değil" diyecek, sizin yolunuzu çizecek..



Her bebek emme refleksiyle doğar. Hatta araştırmalar gösteriyor ki, bazı bebekler henüz anne karnında parmak emiyor. Bu öyle temel ve öyle gerekli bir refleks ki, bebeğiniz doğar doğmaz memeyi emmeye başlıyor. Bu sayede beslenmeyi öğreniyor, hayatta kalıyor. Ve yine bu sayede annesiyle arasında önemli bir tensel temas, duygusal bağ kuruluyor.
Tabi bu noktada bir parantez açmak gerekli. Emzirmek hem bebek hem de anne için hem fiziksel hem de psikolojik bir tatmin kaynağı. Dolan memeyi boşaltarak anneyi rahatlatan bebek, hem karnını doyuruyor hem de annesinin kokusuyla kendini güvende hissediyor. O nedenle eğer bir engel yoksa bebeğinizi emzirin. Ama herhangi bir nedenle bebeğinizi emziremiyorsanız da kendinizi eksik ya da yetersiz hissetmeyin. Anne ile bebek arasında sağlıklı bir bağ kurmak için emzirmek önemli olsa da tek yol değildir. Emzirmeyen bir anne de bebeğiyle son derece sağlıklı bir bağ kurabilir.

Emzik, meme emmeyen bebeklerin sakinleşmesi, uykuya kolay dalması, rahatlaması, gevşemesi için faydalı olabiliyor. Hatta meme emen bebeklerin bile iki beslenme saati arasında yaşadığı huzursuzluğu azaltabiliyor. Bazı çocuklarda bu huzursuzluk parmak, örtü, oyuncak emme şeklinde kendini açıkça gösteriyor.

İşte tam bu noktada karar sizin.
Aile dinamikleriniz, çalışan bir anne olup olmamanız, bebeğinize kimin baktığı gibi birçok etken var kararınızı etkileyecek.
Kararınız her ne olursa olsun, baş etmeniz gereken başka küçük sorunlar çıkacak karşınıza. Biraz da onlardan bahsedelim.

Memeye aşırı düşkünlük

Emzik almayan birçok çocuk bir süre sonra annesini emzik gibi kullanmaya başlar. Beslenme süresi uzayabilir, gece daha sık uyanabilir. Çünkü emmenin onu rahatlattığını keşfetmiştir ve meme onun için artık sadece beslenmek değildir. Kızdığında, canı yandığında, bir yeri ağrıdığında meme ister. O nedenle anneden ayrılmaya daha dirençli olabilir. 
Böyle bir durumda çocuğunuzla olabildiğince kaliteli zaman geçirmeye özen gösterin. Çok inatlaşmadığını hissettiğiniz bazı seferlerde hemen meme vermek yerine dikkatini çekecek, hoşuna gidecek alternatifler sunmaya başlayın. Bu bir oyun olabilir, sevdiği bir aktivite ya da bir yiyecek olabilir. Ancak sürekli aynı öneriyle gitmeyin çocuğa örneğin memenin yerine çikolatayı koymaya çalışmayın. Amacımız yerine başka bir şey koymak değil, dikkat dağıtmak.

Hazal Canbay 
Parmak Emme

Parmak emme davranışı çoğunlukla meme ya da emzik emmeyen ama güçlü bir emme refleksi olan çocuklarda görülür. Çocuk bu isteği sürekli yanında olan, en kolay ulaşabildiği parçasıyla parmağıyla gidermeye çalışır. Ancak parmak emmek pek de hijyenik bir alışkanlık değil. Keşfetmek için sürekli ellerini kullanan çocukların bu yolla çokça mikrobu ağızlarına taşıma ihtimalleri yüksek. Aynı zamanda parmak emmenin ağız ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri var. Yani çocukların emzik yerine parmak emmeleri pek de iyi bir tercih değil. Çocuğunuzun böyle bir alışkanlığı varsa sürekli nasihat vermek ya da kızmak yerine, onunla çok daha fazla kaliteli zaman geçirmeye çalışmalısınız. Uykuya geçiş gibi emme ihtiyacının arttığı zamanlarda yanında olarak, ninni söyleyebilir, masal ya da hikaye anlatabilirsiniz. Böylece duygusal tatmini artacak parmak emmeye ihtiyacı azalacak. Ama yaşı ilerlemesine rağmen bu alışkanlıktan vazgeçirmede yetersiz kaldığınızı hissederseniz en doğru yol bir uzmana danışmak olacaktır. 

 Huzursuzluk nöbetleri

Meme ve emzik zaman zaman tutan nedensiz ağlama krizlerinde, erken bir ergenlik provası olan iki yaş dönemindeki huzursuzluklarda, diş çıkarma ya da hastalık gibi fiziksel ağrının eşlik ettiği durumlarda çocuğu rahatlatıyor, bu bir gerçek. Böyle zamanlarda alternatif çözüm çocuğun dikkatini dağıtmaktan geçiyor. Sevdiği oyunlar, oyuncaklar hatta bazen sadece anne ya da babasına sarılmak çocuğunuza iyi gelebilir. Biraz fazla mesai yapacaksınız yani. 

Battaniye/Örtü/ Oyuncak Bağımlılığı

Aslında temelde parmak emmeden çok farklı olduğunu söyleyemeyiz. Çocuk kendine bağlanacak bir nesne buluyor ve pekiştirilirse bu bağlılık bağımlılığa dönüşüyor. Baştan bağımlılığı önlemek tabi ki en doğrusu ama eğer halihazırda çocuğunuzun vazgeçemediği böyle bir obje varsa emzik bıraktırma süreci ile ilgili anlatacaklarım sizin de işinize yarayabilir. Anlatacağım yöntemleri çocuğunuzun bağımlılık nesnesine uygulayarak çözüme ulaşabilirsiniz.


Bunlar emzik emmeyen bebeklerin anne babalarının karşılaşabileceği olası sorunlar, tabi bir de emzik sever bebeklerin anne babaları var. Gelelim onları bekleyen mücadelelere.

Mehmet Durmuş 
Emzik bağımlılığı


Bebeğinizin emziğe veda edebileceği zamanı en iyi anlayacak olan sizsiniz.
Onun verdiği mesajları doğru okuyarak bu olgunluğa erişip erişmediğini anlamanız mümkün.

Her çocukta farklı olmakla beraber ortalama 2-3 yaş arası çocuğunuz emziğe veda edebilir.

Ama bu yaş aralığında farklı ve zorlu görevleri olduğunu da unutmayın.
Örneğin bezi bırakma süreciyle emzik bırakma sürecini denk getirmeyin, bu bebeğinizi fazlasıyla yorabilir. Çocuğunuz 2 yaş sendromunu şiddetli yaşıyorsa emziğe vedayı biraz erteleyebilirsiniz.

Her çocuk kendine özeldir.
O nedenle bebeğinizi emzikten vazgeçirmek için tek bir yol önermek de hata olur.
Bunun yerine size birkaç yol önereceğim, yapacağınız düzenlemelerle bebeğiniz için en doğru yolu bulacak olansa sizsiniz. Ama önce yapmamanız gerekenlerden bahsedelim.

Bebeğiniz onu rahatlatan, gevşeten bu nesneyi sevecektir, ona duygusal olarak bağlanabilir de ama emzik normal şartlarda ve tek başına bebekte "bağımlılık" yaratmaz.
Emziği bir bağımlılığa dönüştüren çoğu zaman anne babanın hatalı tavrıdır.

Eğer emziğin bile bebeğinizi sakinleştiremediği durumlarda emziği bala, reçele batırıp veriyorsanız, bunu yapmayın. Emzik çocuğunuz için kendi başına yeterince çekici zaten,bu çekiciliği daha da pekiştirmeye hiç gerek yok.

Her konuda olduğu gibi bu konuda kilit nokta azın karar, çoğun zarar olduğunu unutmamaktır.
Eğer her ağladığında çocuğunuzun ağzına emziği tıkıyorsanız, emziği bir nevi susturucu olarak kullanıyorsunuz demektir. Bunu da yapmayın.
Çocuğunuza sıkıntılı zamanlara dayanma ve baş etme fırsatı da verin.

Kızmak yok, bağırmak yok, kocaman çocuk oldun hala emzik ağzında diye söylenmek yok, bak arkadaşın emiyor mu, bak onun emziği var mı diye kıyaslamak, zorlamak, çocuğunuzu utandırmak yok!
Bir çocuğu emzikten vazgeçirmek için ona anlayabileceği bir neden sunmalısınız. Bu aşamada en geçerli neden artık büyümüş olmasıdır.
Büyümek çocukların yumuşak karnıdır.  Büyümeyi sever ve isterler. Birçok gerekçenizi inatla reddedebilir ama büyümüş olduğunu sizden duymak gururunu okşayacaktır.

Küçük yaşta bir kardeş, kuzen ya da bir komşu çocuğunun emziğe ihtiyacı olduğunu, onun abisi/ablası olarak kendi emziğini verip veremeyeceğini sorabilirsiniz.

Hayır derse asla zorlamayın.
Birkaç gün sonra bir kez daha sorun, sonra bir kez daha.
Bir süre sonra artık büyüdüğünü kanıtlamak için kabul edecektir, tabi siz de artık sadece büyük çocukların oynayacağı bir oyuncak alabilirsiniz

Aşamalı olarak ilerlemenizde fayda var.
Gün içinde emzikle geçirilecek süreyi azaltarak başlayabilirsiniz.
Bu arada bir diğer önemli nokta da evdeki emzik sayısını (eğer birden fazlaysa) kademeli olarak bire düşürmeniz.
Önce sadece evde emzik emmesiyle ilgili anlaşın örneğin, bir süre sonra sadece odasında, daha sonra sadece yatarken.

Bebeğinizin bu alıştırma sürecinin sonunda hazır olduğunu hissettiğiniz anda da onun için bir büyüme töreni düzenleyebilirsiniz.
Örneğin eski bir kıyafetini giydirmeye çalıştınız ve artık üzerine olmadığını fark ettiniz ya da evde sürekli boyunu ölçtüğünüz bir çizelge var ve baktınız ki çocuğunuz birkaç santim daha büyümüş, işte uygun an bu olabilir,onunla konuşmanın zamanı.
Artık bir bebek değil bir çocuk olduğunu anlatın. Özgürlük alanını genişleterek de bu mesajı verebilirsiniz. Büyüdün ve artık ellerini kendin yıkayabiliyorsun, yemeğini kendin yiyebiliyorsun gibi örnekler verin.

Masallar çocuğunuzu bu sürece hazırlamak için imdadınıza yetişebilir. Birkaç hafta boyunca herhangi bir vurgu yapmadan anlatacağınız emzik perisi/meleği/kahramanı hikayesi çoğu zaman çocukları emziği bırakmaya ikna ediyor. Hem de çocuğa bu sürece hazırlanmak için zaman tanıyor.


Büyümeyi kanıtlamanın bir başka yolu da büyüme partisi/eğlencesi olabilir.
Ona büyümesini küçük bir partiyle kutlayacağnızı, pastanın üzerine mum koyup üfleyeceğinizi, bazı hediyeler alacağınızı ama büyümüş çocukların da artık emzik emmediğini anlatın. Eğer istemiyorum diye diretirse partiyi bir süre erteleyin. Zaman zaman parti isteyip istemediğini sorun.

Aslında hikayenizi siz yazacaksınız ve çocuğunuzu bu hikayenin baş kahramanı yapacaksınız.

Belki sizin evdeki emziğin gökyüzündeki emzikler ülkesine gitme zamanı gelmiştir.Bir balona bağlayıp bebeğinizle beraber onu gökyüzüne yollayabilirsiniz.
Belki emzikler ülkesine yüzer ve orada emziği olmayan bir bebeğe gider. Bunun için bir kağıt kayıkla deniz kenarına gitmek yeter.

Çöpe atmak bence pek de iyi bir fikir değil.
Bebeğiniz bu kadar kıymet verdiği bir şeyin çöpe atılmasına içten içe üzülebilir, üstelik canı tekrar istediğinde çöp ulaşılması kolay bir yer olabilir.

Emziği bırakırken gün içinde ciddi bir sorun yaşamayacaksınız muhtemelen. Ama gece olup da yatma vakti geldiğinde durum değişebilir. Huzursuzlanan çocuğunuz sizi de huzursuz edecektir.
İşte bu nedenle birkaç gün fazla mesai yapmanız gerekebilir. Hazırlıklı olun, öyle adım atın.

Böyle gecelerde masallar, hikaye kitapları, hafif bir müzik, parmak kuklalarıyla yaratacağınız oyunlar, ninniler, işinize yarayacaktır.
Ve elbette çocuğunuzun hayatında oluşan bu boşluğu dolduracak sevgi ve ilginiz..



 
Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu

Bir Varmış Bir Yokmuş..

Dünya Kerimoğlu /2014

Bir çocuğu odasından alıp, uzaya, harikalar diyarına, devler ülkesine, uzak saraylara götürmenin tek bir yolu var; masal.. 
Akşamları yatmadan önce bebeğine bir masal anlatan ya da okuyan anne-babalar hem çocuğununu hayal gücünün gelişmesine yardımcı olur, hem ufaklıkla kaliteli zaman geçirir, hem de günlük hayata dair mesajları uzun konuşmalar, öğütler olmadan, fark ettirmeden verir. Bir taşla kaç kuş birden..
Ama masal anlatmanın da püf noktaları var elbette çünkü her masal her çocuk üzerinde o beklediğiniz mucizeleri yaratmaz.
..........
Peki bir çocuğa ne zaman masal anlatmaya başlamalı? Sizi anlayabilecek kadar büyüdüğünde mi, yoksa konuşmaya başladığında mı?
Hayır.

Çocuğunuza doğduğu andan itibaren hikayeler, masallar anlatmaya başlayın. Onunla konuşun.

Uzun, karmaşık masallardan bahsetmiyorum elbette. Onu ne kadar çok sevdiğinizi, dünyaya gelmesini nasıl heyecanla beklediğinizi, büyüyünce beraber neler yapacağınızı, yumuşak, sakin bir ses tonuyla anlatabilirsiniz mesela.
"Prensesim/prensim uyanmış mı, rüyasında neler gördü acaba. Benim kızım/oğlum uyuyacak, mamasını yiyecek,her gün biraz daha büyüyecek. Sonra yürüyecek koşacak. Biz beraber parka gideceğiz, salıncağa bineceğiz ve taa bulutlara kadar yükseleceğiz. Sonra bulutlardan birinin üstüne atlayıp bulutlar ülkesini ziyaret edeceğiz. Orada pembe, mavi, turuncu ağaçlardan meyveler toplayacağız..."
Birçok anne bunu zaten içgüdüsel olarak yapıyor.Doğduğu andan itibaren bebeğiyle konuşuyor. Ufaklık ilk anlarda sizin ne söylediğinizi anlamıyor olacak ama ses tonunuz onun için çok şey ifade ediyor. Bu sohbet anlarında bebeğinizi sizin yüzünüzü görecek bir şekilde tutmanız da çok önemli, çünkü bebekler için en dikkat çekici uyaran, ne beşiğinin üstüne astığınız dönen oyuncaklar ne de tavana yansıyan müzikli ışıklar.. Sadece yüzünüz!
Ve inanın bunun faydası zannettiğinizden çok daha fazla. Sesiniz hem ona güven verecek, aranızdaki bağı kuvvetlendirecek, hem de bebeğinizin olması gereken zamanda çok daha rahat konuşmasını sağlayacak..
.............
Bu bir alışkanlık aslında. Birşeyler dinleyerek, anne babasının sesiyle uyumaya alışan çocuk ileride de masallara meraklı oluyor. Ama masal demek illa uyku saati demek de değil elbette, günün herhangi bir saatinde keyifli olduğu bir anı seçebilirsiniz.Televizyon dikkat dağıtır, kapatın. Eğer ufaklık o an oyun oynamak istiyorsa masal kitabı okumak için onu zorlamayın. Zaman zaman çocuklar kitabı alıp yanınıza gelerek ne istediklerini anlatıyorlar zaten. Bu aşamada en çok dikkat etmeniz gereken bebeğinizin yaşına uygun masallar seçmek. 2 yaş çocuğunu ele alalım.Sizden ayrı bir birey olarak varlığını kanıtlama çabası içinde ve kesinlikle öğrenmeye en açık olduğu dönemde. Sık sık hatta zaman zaman bıktıracak kadar çok soru soruyor. Doğum, ölüm, öfke, minnet gibi kavramlar onun için hala tam bir muamma.
İşte bu yüzden 2 yaş çocuğuna anlattığınız, okuduğunuz masalların fazla karışık olmamasına dikkat etmelisiniz. 2 yaşındaki miniğiniz çok uzun süre dikkatini bir hikaye üzerinde toplayamaz bu son derece normal.
Kısa,basit ve kolay anlaşılır cümlelerle yazılmış, sonu net bir şekilde belli olan bir masal ufaklığınızın dikkatini çekebilir.
Masalı okurkenki ses tonunuz, mimikleriniz de son derece önemli. O yüzden sizin de keyifli bir anda ve aklınızın da çocuğunuzla kuracağını bu iletişimde olması gerekiyor. Çok durağan bir ses tonu bebeğinizi sıkar, fazla heyecanlı ve yüksek sesli okursanız onu huzursuz edebilir hatta korkutabilirsiniz.

Çocukların en sevdiği şeylerden biri, masaldaki karakterlerin seslendirilmesidir.
Masaldaki ayıcığı konuşturun, minik kız çocuğu için sesinizi inceltin, bir kedi varsa araya miyav'lar ekleyin. Bir kuşun uçmasını ellerinizle ona gösterin. Tüm bunlar çocuğunuzu öykünün içine çekmenizi sağlar. Ona birşeyler öğrettiğinizi ise parkta gördüğü kediye "miyav miyav" dediğinde daha iyi anlayacaksınız.

Bir masal kitabını çocuğunuza okumadan önce mutlaka kendiniz okuyun.
Zaten kısa olan bu hikayeler fazla zamanınızı almaz, üstelik yaratabileceği olası sorunları çözmek için harcayacağınız mesaiyi kısaltır. Her çocuk kendine özeldir. Sizin miniğinizin belli konularda hassasiyeti olabilir. Okuduğunuz kitapta onu rahatsız edecek bu gibi unsurların olmamasına dikkat etmelisiniz.
En genel geçer kural ise; kesinlikle çocuklara şiddet, savaş içeren masallar anlatmayın, kitaplar okumayın.

Masal anlatırken çocuğunuz soru sorarsa ona mutlaka ama mutlaka cevap verin!
Geçiştirmek için değil, gerçekten merakını gidermek için. Çünkü miniğinizin öğrenmeye en açık olduğu an soru sorduğu andır, unutmayın. Eğer okuduğunuz masal kitabı resimliyse, onun da resimlere bakmasına izin verin. Bakarken de resimde neler olduğunu anlatın.
Masalı bir kitaptan okumak, anlatmaya göre daha kolay gelebilir. Ama benim tavsiyem, birkaç günde bir bebeğinize onun da karakterlerden biri olduğu ve sizin uydurduğunuz bir masal anlatmanız. Hikayeyi özelleştirin. Ufaklığı sık sık götürdüğünüz oyuncakçıda, parkta, ya da evinizde geçebilir hikaye mesela. Kahramanlar, komşuların çocukları, kuzenler, oyun arkadaşları olsun. Masalı beraber yaratın. Başlarken miniğinize sorun, "Bugün ne olmak istersin, bir prenses mi, yoksa astronot mu ya da sihirli değneği olan bir peri mi". Ve masal içinde zaman zaman katılımcı olmasını sağlayın. "Aya gidecek olsan üzerine ne giymek isterdin, peki bu hikayede saçların uzun mu olsun kısa mı?"
Böyle bir masal size sınırsız özgürlük sağlar elbette çocuğunuza da. O yüzden onun hayal gücüne saygı duyun. Biz büyükler genelde doğruları öğretme çabasına düşüyoruz. Çocuğunuz masalda merdivenin gökyüzüne kadar uzanmasını istiyorsa bırakın uzansın, bırakın güneş mavi olsun.Ona müdahale etmeyin.
............
Masallarınız gerçek hayatta da işinizi kolaylaştırır. Bebeğiniz emziği bırakma dönemindeyse hikayenize büyüyen çocukların emziklerini geceleri gelip toplayan ve yerine çok güzel bir oyuncak bırakan emzik perisini ekleyebilirsiniz. Birkaç kez bu masalı anlattıktan sonra çocuğunuza perinin onu da ziyaret etmesini isteyip istemediğini sorabilirsiniz.
Ya da masalınızın kahramanı tuvaleti gelince "çişim geldi" diyebilir birkaç kez. Hikayenizde onun tıpkı diğer büyük çocuklar gibi tuvalete koştuğunu sonra da sifonu çektiğini ellerini yıkadığını,hatta ellerini köpürtürken oluşan sabun balonlarından birine binerek onunla gezdiğini anlatabilirsiniz. Bu masallar ufaklığın tuvalete gitmek için merak duymasına yardımcı olur.
Kreş dönemi öncesinde de bu yöntem işe yarar. Okulda eğlenceli maceralar yaşayan bir kahraman okulla ilgili önyargıları ve korkuları yenmek için birebirdir.
Burada püf noktası çocuğunuzun gelişim aşamalarını bilmek ve birkaç ay öncesinden başlayarak masallarla mesaj vermeye başlamak, böylece ona hikayeyi içselleştirmesi için zaman tanımış olursunuz.

Belki biraz fazladan vakit ayırmanız gerekiyor ama bence her çocuğun kahramanı olduğu bir kitabı olmalı.
Vakit ve teknoloji merakınıza göre daha da geliştirebilirsiniz ama ben en basit haliyle bir tavsiye vereceğim. Boş bir defter alın. Miniğinizin farklı zamanlarda çekilmiş fotoğraflarını bastırın. Ve onun için bu deftere, yapıştıracağınız çok sayıda ve mümkün olduğunca hikayeyle tutarlı fotoğrafla süsleyeceğiniz kendi masalınızı yazın. Bilgisayarda yaparsanız sonuç daha güzel olur elbette. Renkli basacağınız sayfaları bir kırtasiyede kolayca ciltlettirebilirsiniz. İnanın bu masal kitabı bebeğinizin en sevdiği kitaplardan biri olacak. Sonrası için de çok güzel bir anı.
Bence mutlaka deneyin.. Kaybedeceğiniz tek şey zaman. Tabi bebeğiniz için harcadığınız bu fazladan mesainin asla kayıp zaman olmayacağını söylememe gerek bile yok sanırım.
Özellikle 1-3 yaş arası çocuklar kendi ellerinde tuttukları kitapları okutturmaktan ve bir yandan resimlerine bakmaktan hoşlanır. O baktığı resimlerde zaman zaman kendisini görmek onu çok mutlu edecektir.

Çocuğuyla yeterince zaman geçiremediğini düşünen çalışan anneler ve özellikle de babalar için masal macerası bulunmaz bir fırsat.Saatlerce aynı odada durup kuramayacağınız iletişimi 15-20 dakikalık bir masalla kurabilirsiniz. Düşünsenize bebeğiniz ve siz başbaşa sizin yaratacağınız bir dünyadasınız. Bundan daha kaliteli bir zaman olabilir mi?
O yüzden hiç vakit kaybetmeden başlayın, bir varmış bir yokmuş..
 


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu

Kapalı Kapılar Ardında Tartışmak..

Doğdukları ilk andan itibaren miniklerimizin etrafında etten bir duvar örüyoruz sanki, aman üzülmesinler, hasta olmasınlar, kırılmasınlar, yorulmasınlar.. Onun için sokağa çıkarırken sıkı sıkı giydiriyoruz, çoğu zaman her istediklerini ikiletmeden yapmaya çalışıyoruz, huzursuzluklarımıza özellikle de karı-koca tartışmalarımıza şahit olmasınlar diye bin bir türlü yola başvuruyoruz. Zannediyoruz ki ufaklığın önünde değil de içerideki odada tartışırsak, ya da en iyisi hiç tartışmazsak bebeğimiz hiçbir şey anlamayacak, olumsuz etkilenmeyecek..
........ 
Keşke hiç tartışmasak, hiçbir konuda farklı fikilerde olmasak ne güzel olurdu değil mi?.. Ne ütopik bir hayal! Farklı ailelerde, farklı şartlarda yetişmiş bir kadın ve bir erkek aynı evde beraber yaşayacak ve her konuda su götürmez bir fikir birliği içinde olacak, elbette mümkün değil. Üstelik "tartışmak" sandığımız kadar kötü birşey de değil. Hakaret aşağılama dolu, bağıra çağıra yapılan, şiddetin herhangi bir türünü (fiziksel,psikolojik) içeren "kavga"lardan bahsetmiyorum elbette..





Öncelikle tartışmanın ne olduğunu ve ne işe yaradığını konuşalım.Tartışma aslında bir iletişim yöntemidir. Var olan bir sorunu çözmenin yoludur. Tartışmayı bilen insanlar küçük sorunları biriktirmez o yüzden da daha büyük patlamalar yaşamazlar. İmalara, laf sokmalara ihtiyaç duymazlar. Hatta çoğu zaman evlilikleri kurtarır tartışmayı bilmek. Bazı evliliklerse biter çünkü eşlerin tartışmak için bile birbirlerine ilgisi kalmamıştır.
......
O zaman madem tartışmak kaçınılmaz, ikinci bir sorun var önümüzde. Çocukların önünde tartışmalı mıyız, tartışmamalı mıyız?
Bu soruya verilecek iki yanıtım var.
Eğer tartışmayı biliyorsanız; evet! Çocukların önünde tartışın ve sorunlarınızı çözün.
Eğer her tartışmanın sonunda "sen zaten böylesin beni hiç anlamıyorsun" lar çıkıyorsa ağzınızdan, ağlama nöbetleri yaşanıyorsa, eşiniz sinirlerine hakim olamayıp bağırmaya başlıyor ya da ortamdan kaçıyorsa, günlük bir sorunu çözmeye çalışırken "sen zaten bana böyle yapmıştın, vakti zamanında annen bana şunu demişti"lere geliyorsanız, çocuğun önünde tartışmayın.
Önce tartışmayı öğrenin!
........
Bir dizi vardı televizyonda, karı koca ne zaman bir fikir ayrılığına düşse, "mutfak"ta buluşuyordu. O dönem bu adeta bir fenomen oldu. Mesaj netti; eğer bir sorun varsa aman ha çocukların önünde çözmeye kalkmayın, onların gözüne sokarak da olsa ortamdan ayrılın, sonra da gelin ve hiçbir şey olmamış gibi davranın.
Bu mesaj net olduğu kadar yanlıştı da..
Siz ister yan odaya geçin, ister ufaklığın uyumasını bekleyin eğer ortamda bir gerginlik varsa minik bebeğinizin dikkatinden kaçmayacaktır. Çünkü ne kadar rol yapmaya çalışsanız da, ufaklık genetik becerisi sayesinde sanki alnınızdan okuyormuşcasına sizin, sinirli, gergin, üzgün ya da mutlu olduğunuzu anlıyor.
Sorunların tartışılırak çözüldüğünü gören çocuklar bu gerginlikten çok daha az etkileniyor!

Evde yaşanan olası bir gerginlik mutlaka ama mutlaka çocuğu etkiler. O gün işte canınız sıkıldı eve sinirli geldiniz, mutfağa girdiniz yemek hazırlamak için, kocanız da salondaki tahtına kuruldu, televizyon karşısında. Nihayetinde siz de onun gibi bütün gün işteydiniz. Ama anlayan kim. Sanki sadece o çalışıp yoruluyor. Çoğumuz bu durumda ne yaparız, hiçbir şey! Kendi kendimizi doldurarak yemek hazırlamaya devam ederiz. Asık suratla sofraya otururuz, ufaklık anlamasın diye sahte gülümsememizi takınırız. Sonra bir an aslında normalde bizi o kadar da kızdırmayacak birşey bardağı taşırır. "Beni anlayan yok zaten" ya da benzer bir cümleyle taşı atarız havaya, artık kimin başına çarparsa. Ama onun da devamı gelmez. Çocuk var ya evde, yine susarız. Sadece soğuk soğuk rüzgarlar eser. Ve o rüzgarda en çok çocuklar üşür.
Bu senaryoyu bir de şöyle yazalım.
Gün kötü geçti, sinirlisiniz. Ama bunun sorumlusunun evdekiler olmadığının da farkındasınız. Eşiniz tahtında salonda televizyon karşısında. Yanına gittiniz.
-Bugün benim için kötü bir gündü. En az senin kadar yorgun ve biraz da sinirliyim. Bana yardım etmeni istiyorum. Üstelik sadece bugün için de değil. Bence akşamları iş bölümü yapalım, ben yemekleri hazırlayayım, sen de sofrayı kur.
-İki dakika haberlere bakacaktım. Zaten sofra kurmayı da sevmiyorum bilmiyor musun.
-Gerçekten yardıma ihtiyacım var. 
-Tamam o zaman salata yaparım
-Bak o olur, anlaştık.
.........

Şimdi bu iki senaryoya bir de çocuğun gözünden bakalım.
İlk davranış halinde çocuğun aklından geçenler (inanın bunları düşünmeye sizin sandığınızdan çok daha erken başlıyorlar, hatta daha anlamaz dediğiniz yaşlarda): Ortamda bir gerginlik var. Acaba neden? Benim yüzümden mi? Yoksa artık beni sevmiyorlar mı? Annem gider mi? Babam kızar mı? vs. vs. vs..

İkinci davranış halinde çocuğun aklından geçenler: Ortamda bir gerginlik var. Acaba neden? Annem işte bugün yorulmuş, babamın yardım etmesini istiyor. Tamam babam da kalktı salata yaptı. Tehlike yok. Kaldığımız yerden mutlu bir aile olmaya devam edebiliriz. Hee bu arada, ben de arada anneme yardım etsem iyi olabilir.
..........

Sadece karı koca arasında değil, zaman zaman çocuğunuzla da sorunlarınız olabilir. "Ben öyle istiyorum,öyle yap" demek kısa vadede hızlı, uzun vadede sorunlu bir yöntemdir. Çocuğunuzla da tartışın. Yaşına uygun bir yolla, nedenleri anlatarak ve en önemlisi de kendi hislerinizin üzerinde durarak.Genelleme yapmak yerine o an yaşanılan sıkıntıya odaklanarak. "Sen hep böyle yapıyorsun" yerine, "Bunu yaptığında ben kötü hissediyorum" diyerek..
...........
Çocuklar ortada bir sorun varsa çoğunlukla kendilerinden kaynaklandığını düşünme eğilimindedir. Bu ufaklıkların duygularınızı anlama konusunda akıl almaz bir yetenekleri var ama nedenlerini anlamak konusunda da bir o kadar yeteneksizler. İşte o nedenle günlük rutindeki çözüm getiren tartışmalarımız onlara nedenleri ve çözümleri anlamaları konusunda yardımcı olur.

Bu arada önemli bir uyarı; kesinlikle çocukla ilgili tartışmaları onun önünde yapmayın!

Bu ona tutarsızlık mesajı verir, üstelik disiplin konusundaki zayıf noktalarınızı da açık eder.
...........

Artık biliyoruz ki, söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğreniyor çocuklar. Eğer sizin minik bebeğiniz parkta kovasını sormadan alan bir başka çocuğun üstüne saldırıyorsa, ısırıp, vurmaya başlıyorsa hemen aynanızı çıkarın ve kendinize bir bakın. Siz hoşlanmadığınız durumlarla, sizinle aynı fikirde olmayan insanlarla, sorunlarla nasıl baş ediyorsunuz?
Unutmayın, sık sık ve çözümsüz gerginlikler, kapalı kapılar arkasındaki kavgalar minik bebeğinizi tedirgin ve huzursuz eder.. O yüzden açın kapıları..
 


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara/ 2012