Elveda bezler!


Çocuklarımızın doğumuyla marketlerde daha önce uğramadığımız o "bebek bezi" raflarını artık sıkça ziyaret ediyoruz. Üstelik bu ziyaretlerimiz çoğu zaman dile kolay en az iki sene devam ediyor.
Alması ayrı, taşıması ayrı, değiştirmesi hatta atması bile ayrı dert..
İşte o yüzden söz konusu bezden kurtulmak olunca bazılarımız o kadar aceleci oluyor ki birçok hata yapıp,süreci kısaltmak yerine daha da uzatıyor. 
Tuvalet alışkanlığı kazandırma sürecinde ilk ve en önemli adım doğru zamanı beklemek!
Dikkat etmemiz gereken ikinci noktaysa o doğru zaman geldiğinde doğru adımları atmak! 


Dünya Kerimoğlu/ 2015

Aslına bakarsanız çocukların tuvalet eğitimi zannedildiği gibi 2 yaş civarı değil, doğduğu andan itibaren başlar. Anne baba ve çocuğun bakımını üstlenen kişilerin verdiği tepkiler çocukta bir alt yapı oluşturur. Bu alt yapı da eğitim sürecindeki başarı ya da başarısızlığı etkiler. 
 

Daha önceki tavrınız ne olursa olsun iki yaşına geldiğinde çocuğunuza çiş ve kaka yapmanın gayet doğal bir süreç olduğunu, hepimizin bunu yaptığını anlatmaya başlayacaksınız. Eğer o güne kadar dolu bezlere aşırı tepkiler verdiyseniz, kokusunu, kaka yaparken yüzünün aldığı ifadeyi alay konusu yaptıysanız bebeğiniz bunun normal, sıradan, doğal bir süreç olduğuna o kadar kolay ikna olmaz.

Siz siz olun, çocuğunuz doğduğu andan itibaren çişini ya da kakasını yaptığında abartılı tepkiler vermekten kaçının. Unutmayın bu son derece doğal bir durum, bir insani ihtiyaç. Çocuğun kaka yaptığında kokusuyla dalga geçmek ya da alt değiştirirken yaşanabilecek küçük kazalarda öfkelenmek ya da eğlenmek onu utandırabilir, korkutabilir ya da teşvik edebilir.  

O "doğru" zamanın geldiğini nereden anlayacaksınız?
Çoğu çocuk ortalama 18-24 ay arasında bezi bırakmak için yeterli fiziksel olgunluğa erişiyor.
Genel olarak kabul gören yaş aralığı ise 1,5 - 3 yaş.
Tuvalet eğitimi için sadece fiziksel olgunluk yetmez, çocuğun psikolojik, fiziksel ve zihinsel olarak belli bir olgunlukta olması gerçekten çok önemli.
Aslında en güzeli çocuğunuzun size verdiği mesajları doğru okumayı başarmanız. Eğer bunu başarırsanız çocuğunuzun "anne artık beni bezleme" dediğini fark edeceksiniz.

İşte işinizi kolaylaştıracak birkaç öneri;


-Artık çişini azar azar ve sık yapmak yerine, günde birkaç defa ve daha fazla yapmaya başladı mı?

 -Gün içinde 2-3 saat çiş yapmadığı oluyor mu, açıp baktığınızda bezinin kuru olduğunu fark ediyor musunuz? 


-Çiş ya da kaka yaptığında size söylüyor mu, rahatsızlığını dile getiriyor mu? Bezini değiştirmenizi istiyor mu? 

-Tuvalette ne yapıldığıyla ilgili belli bir algısı oluştu mu? Tuvaletle çiş ve kaka arasındaki bağlantıyı kurdu mu?

Eğer bu soruların çoğuna yanıtınız 'evet' se, o zaman çocuğunuz beklediğiniz sinyali veriyor olabilir.

Ama..
Sakin olun! Heyecana kapılmayın! Ve lütfen acele etmeyin!

Siz sakin kalmayı başarır ve çocuğunuzu dinleyerek doğru adımları atarsanız, bu süreci belki daha uzun zamanda ama sandığınızdan çok daha sancısız atlatabilirsiniz. 


Bu arada yoğun bir iş dönemi, aile içi huzursuzluk, bir yakının kaybı, taşınma gibi aile içi dinamikleri değiştiren bir süreçten geçiyorsanız o zaman bırakın birkaç ay daha bebeğiniz beziyle gezsin. 

Bezi bıraktırma aşamasında hem çocuğunuzun hem de sizin kafanız rahat olmalı. 
Sizi ya da çocuğunuzu strese sokacak nedenler eğitimi zorlaştırır. 
Bu aşamada yapacağınız tekrarlayan hatalar sonraki dönemde sizi ve ufaklığı daha çok yorabilir. 

Eğer hem siz hem de bebeğiniz için uygun bir zaman olduğunu düşünüyorsanız o zaman işe koyulabilirsiniz.

Öncelikle her şeyin bir anda olmasını beklemeyin. 

Baştan kabullenin, yatak ıslanabilir, gün içinde kıyafetler sıkça değişebilir, koltuklar ve halılar çiş ve kakaya maruz kalabilir, çocuğunuzu gün içinde yıkama sıklığınız artabilir.
Bunları baştan kabullenin ki, karşılaşırsanız şaşırmayın.  


Gelelim atabileceğiniz adımlara;

Çocuğunuza anlattığınız masallara, hikayelere tuvaletle ilgili unsurlar katmaya başlayabilirsiniz ilk olarak. 

"Ayıcık arkadaşlarıyla oynarken çişi gelince koşa koşa tuvalete gitmiş".
"Külkedisi sabah ilk iş tuvalete gitmiş, sonra da ellerini bir güzel yıkamış"
Zihninde ufak ufak bir şeyler oluşmaya başlayacak. 

Ama kilit nokta abartmamak. Biz abartmayı severiz. Tuvalet eğitimi konusunda bu hatayı yapmayın. Bütün oyunlarınızı çişe kakaya odaklamayın. Günde birkaç mesaj yeter. Bu süreci uzun tutmanız gerektiğini de unutmayın.

İkinci adım bir lazımlık/oturak alın.

Şimdilerde üzerinde çeşitli kahramanlar olan, bir tuvaletten çok bir oyuncağı çağrıştıran hatta müzik çalan alkışlayan oturaklar var.
İlk görüşte sevimliler gerçekten ama bence çocuklara sandığınız kadar yardımcı olmuyorlar. Mümkün olduğunca evinizdeki klozeti çağrıştıran, sade bir lazımlık/oturak tercih etmenizi tavsiye ederim.
Bu tercih bir sonraki adımda yani oturaktan, klozete geçişte size yardımcı olur.
Tabi lazımlık evinize geldiğinde salonun baş köşesine de kurulmasın. 

Hatta mümkünse tuvalette dursun. 
Yani mümkün olduğunca doğal sürece uygun bir ortam hazırlamaya çalışın.

Lazımlık eve gelir gelmez çocuğunuzu oturtmak için zorlamayın. 


Bırakın bir süre sadece göz aşinalığı olsun. 

Eğer zaman zaman merak uyanırsa önce evdeki oyuncaklar deneyebilir mesela. 
Çocuğunuzla oyun oynarken peluş oyuncaklardan birini alın ve "bu ayıcığın çok çişi gelmiş.Tuvalete gitmek istiyor" deyin.
Oyuncağı alın, lazımlığa götürün ve üzerine oturtun.
Olayı bir törene çevirmeden. Abartılı tepkiler vermeden, "Aferin oyuncak ayıya/bebeğe" demek ve oyuna geri dönmek de yeterince net bir mesaj.

Alıştırma turlarından sonra ufaklık da lazımlığa oturmaya hazır olabilir.


Her çocuk farklı zamanda hazır olur. Kimi hızlı, kimi dirençli. 

Bunu en iyi siz bilirsiniz. 
Gözlemci kalın, çocuğunuzun verdiği mesajları takip edin. 
Denemeye hazır olduğunu hissederseniz, lazımlığa oturtun ve siz de bir yere oturup (çocuğun başında ayakta dikilmeyin) onunla sohbet edin. 
Birkaç saniye bile bu şekilde kalabilmesi ilk deneme için oldukça önemli.
Muhtemelen ilk denemede çişini ya da kakasını yapmayacak.
Mucize beklemeyin.  
Çişini ya da kakasını yapabildiği seferde onu tebrik edin, buna sevindiğinizi belli edin belki küçük bir ödül de verebilirsiniz.
Yapamadığı seferlerde hayal kırıklığına uğramayın, uğrarsanız da bunu ona belli etmeyin bari.
Kalkmasına yardımcı olun ve "demek ki daha gelmemiş, gelince bir daha deneriz istersen" deyin.
Yüzünüz asılmasın, sinirlenmeyin çünkü karşınızdaki ufaklık bunları algılamak için tüm alıcılarını açık tutuyor olacaktır.

Çocuğunuz lazımlıktan kalkar kalkmaz hemen altına da yapabilir. Bu bazen gerçekten kontrolü sağlayamadığından bazen de sadece sizi denemek için olabilir. İşte o anda kendi kendinizi sakinleştirmeyi başarmanız gerekiyor.
"Az önce kaldırdım, niye oraya yapmadın, benimle inatlaşıyor musun sen?" demeyin sakın ola. 

Bu cümleler aklınızdan geçse bile dilinizden dökülmesin aman. 
Çişi kakayı yakaladığınız an koştura koştura lazımlığa ya da tuvalete tutmaya da çalışmayın, bu çoğu zaman çocuğu daha da soğutur.

2 yaşındaki bir çocuğun tıpkı elleri, gözleri gibi kakasını da vücudunun bir parçası zannetmesi son derece normal.

 İşte bu yüzden kakasını alışkın olduğu bez dışında bir yere yapmak onda endişe yaratabilir. Kakasını yaptıktan sonra dönüp ona bakmak isteyebilir.
"Ay ne kadar pis, iğrenç, aman ne kötü kokuyor, hemen ondan kurtulalım" gibi tepkiler vermeyin.


Bazı çocuklar vücudundan bir parçanın düştüğünü bile zannedebiliyor ilk aşamada. 
Eğer siz kötü bir şey yapmış gibi davranırsanız bir sonraki seferde çocuk da yapmak yerine tutmak eğiliminde olur.

Onun yerine rahatlamış, başarmış olmasının üzerinde abartmadan durun.
"Sanki rahatladın değil mi, ne de güzel yapmışsın, hadi şimdi onları koymamız gereken yere koyalım, tuvalete dökelim, sifonu da beraber çekelim"
En azından ilk günler için bu bir oyun haline dönüşebilir.


Gece mi gündüz mü?

Hep gündüz konusunda konuştuk, gece uyurken çocuklar için bu kontrolü sağlamak çok daha zor olabilir. 

Kimi anne ilk etapta sadece gündüz bezi çıkarır, geceleri ise bezlemeye devam eder.
Kimi anne ise biraz daha zoru göze alır ve bezi bir kere çıkardıktan sonra bir daha bağlamaz.
Aslında bence bu tamamen annenin tercihine ve çocuğun özelliklerine bağlı.
Derin uyuyan çocuklarda gece kontrol süreci biraz daha uzun ve zor olabiliyor.
Dolayısıyla kararı siz verin. 


Ama bezleseniz de, bezlemeseniz de gece yatmadan önce çocuğunuza çok sulu şeyler yedirmemeye, içirmemeye özen gösterin ki çocuk daha da zorlanmasın.

Tabi yine çocuğunuzu en iyi siz tanıyorsunuz, gerekli görürseniz gece farklı saatlerde yine tuvalet ziyaretleri yapabilirsiniz. Aslında süreç tamamen size bağlı. Daha doğrusu çocuğunuza.

Başta da söylediğim gibi yatağın ıslanmasına da hazırlıklı olmalısınız. Bu konuda  annenin de işini kolaylaştırması açısından çarşafın altına konulan alezler işe yarıyor.Kaldırıp atıyorsunuz kirliye, yatak kuru kalıyor en azından. 
Ve elbette bu kazaların üzerinde hiç durmayan anne babalar en önemlisi..

Bezi bırakırken yapılacak en büyük hata ceza vermektir.


Sakın ama sakın altına kaçıran ya da bilinçli olarak gözünüzün içine baka baka salonun ortasında çişini yapan çocuğunuza kızmayın, bağırmayın ve ceza vermeyin. 

Tuvalet eğitiminde ceza olmaz!!!

Eğer kontrolü sağlayamadığı için yaptıysa ceza çocuğunuzun motivasyonunu azaltır ve bu kazaları daha sık yaşarsınız. 

Yok eğer inadından, sizi kızdırmak ve böylece dikkatinizi çekmek için yaptıysa ceza davranışı pekiştirir ve mutlaka takrarlanmasına sebep olur.

Tuvalet alışkanlığı söz konusu olduğunda hataları görmemek, başarıları da abartmadan takdir etmek altın kuraldır!


Denemelere başladıktan sonra ortalama bir- bir buçuk ayda hiçbir ilerleme kaydetmediyseniz, bir süre mola vermek en doğrusu. Demek ki henüz bebeğiniz bezini çıkarmaya hazır değil. Bu mola yeniden deneyene kadar size ve ona sakinleşmesi ve yeniden güç toplaması için zaman verir. Bezi geri takarsam hiç bırakamam diye de düşünmeyin. Elbet kurtulacaksınız, sadece şimdi değil.

Geri dönüşler de olabilir!


Bezsiz yaşamaya çoktan alışmış olan çocuğunuz kardeşi olduğunda, anne babası boşandığında, bazen mekan değiştirdiğinde, çocuğun bakımıyla ilgilenen kişi değiştiğinde, kreşe başladığında ya da herhangi bir değişikliğe tepki olarak yeniden altına yapmaya başlarsa şaşırmayın. Bu sık görülen bir durum. 
Bu geri dönüşler sizi korkutmasın. Ama yine doğru adımları atabilmek için bir uzmana danışmakta fayda var. Sonuçta çocuğunuzu tedirgin eden bir durum yaşanmış belli ki. Tek başınıza doğru yolu bulmaya çabalamaktansa yardım almak daha kolay. 

Kıyaslama yok!

En önemlisi; çocuğunuzu kimsenin çocuğuyla kıyaslamayın.

Diğer çocuklardan birkaç ay geç kaldı diye paniğe kapılmayın.
Her çocuk tıpkı annesi, babası gibi kendine özeldir.
Bu sizin yolunuz, sizin yolculuğunuz. Nasıl gideceğinize bebeğiniz ve siz karar vereceksiniz..
 
 
Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU

Kim Korkar Kreş'ten..

Eğri oturup düz konuşalım yine.
Kim korkar hakikaten kreşten?
Çocuklar mı?
Yoksa onlardan ayrılmayı, onların bağımsızlaşmasını göze alamayan bizler mi?

Şartlar izin verdiği kadar bizimleydi bebeğimiz, daha doğrusu biz evdeydik onunla. Çalışıyorsak anneanne, babaanne ya da bakıcısıyla yine "güvenli limanımızda" yani evimizdeydi. Kuralları biz koyduk.
Hava soğuksa dışarı çıkarmadık.
Yatma saatine, yemek saatine biz karar verdik.
Ne kadar televizyon izleyeceği konusunda son sözü biz söyledik.
Ne öğrendiyse biz öğrettik.
Gideceği yerlere beraber gittik.
Oyunlarında biz vardık.
Bebeğimizin her şeyi bizdik.
Peki ya şimdi..

Artık kendi kanatlarıyla uçma, sosyalleşme, başkalarının kurallarına uyma zamanı geldi.
Çocuğumuz hiç tanımadığımız biri tarafından yoğrulacak.

Peki ya o ortama uyum sağlayamaz, arkadaş edinemezse?
Ya sabahın köründe, karda kışta sokağa çıkmalara dayanamaz hastalanırsa?

Öğretmenini sevsin tabi ama onun bizim çocuğumuzla bizden fazla zaman geçirmesi, bizden fazla şey paylaşması da haksızlık sanki. Gün gelecek bir veli toplantısında o öğretmen bizim doğurup büyüttüğümüz çocuğu bize anlatacak bir de..
Peh..
Dese de içimizdeki o kuruntulu anne-baba, aklın yolu bir;
Okul öncesi eğitim gerçekten çok önemli.

Tabi eğitim derken, henüz oyun çağındaki çocukları sayılara, harflere boğmaktan da bahsetmiyorum. Bu konuda söylenecek çok şey var aslında ama en baştan başlayalım.

Kreş sadece bir bakım evi değildir.

Eğer amaç sadece çocuğun zarar görmeyeceği bir dört duvar arasında, oyuncaklarıyla oynaması, zamanı geldiğinde yemeğini yemesi, vaktinde uyuyup uyanması olsaydı o zaman zaten kreşe gerek kalmazdı. Evlerimiz tüm bu ihtiyaçların sağlanacağı en uygun yer zaten.
Okul öncesi eğitimle ilgili esas mesele, çocuklarımızın öğrenmeye en açık olduğu bu dönemde anne baba olarak bizim veremeyeceklerinizi de alabileceği bir yerde olması.
İşte bu nedenle çocuğunuzu kreşe yollamaya karar verdiğinizde, lüks bir bina, her gün çeşit çeşit çıkan yemekler sizi ikna etmeye yetmesin. Kreşin eğitim programını da detaylı şekilde inceleyin. Size değil, çocuğunuzun ilgi ve yeteneklerine uygun olanı seçin.

Unutmayın, 0 - 7 yaş arası yani normal şartlarda ilk okula başlamadan önce çocuğunuzun bilişsel gelişiminin yüzde 70'i tamamlanmış oluyor.

Deniz Doğa Gülen



Ama..
Tıpkı lüks binalar gibi, dolu dolu eğitim programları da kandırmasın sizi.
Çocuğunuza üç dil birden öğreten, ilk sene sayıları halledip, ikinci sene harfleri aradan çıkartan, hatta biraz ilgisi varsa okumayı bile söktüreceğini vaad eden o kreşler var ya, işte onlar çocuğunuza "çok" şey katarken aslında ondan en kıymetli şeyi, "çocukluğunu" çalıyor.
Sonra ilk okul birinci sınıfın daha ilk aylarında, öğretmeninin hiperaktifliğinden ya da ilgisizliğinden şikayet ettiği çocuğunu elinden tutup bir uzmanın kapısını çalan anne babalar "neden" diye soruyor.
Neden mi?
Çünkü siz çocuğunuzun oyun oynaması gereken zamanda dilediğince oyun oynamasına izin vermediniz.
Çünkü ona sayıları ezberlettiniz.
Çünkü harfleri öğrettiniz hatta okuması yazması için teşvik ettiniz.
Şimdi ilk okul öğretmeni, sınıfındaki tüm çocuklara eşit muamele etmek zorunda ve o çocukların arasında sizin çocuğunuz gibi okuma yazma bilmeyen, hatta harfleri ve sayıları hiç tanımayanlar var.
Yani sınıfta hiçbir şey bilmeyen bir çocuk esas alınarak işliyor eğitim sistemi.
Sizin gereğinden önce çok şey öğrenmiş yavrunuz da sıkılıyor haliyle.
Sıkıldıkça derse ve okula ilgisi azalıyor.
Neden aynı şeyleri tekrar tekrar yapmak zorunda olduğunu sorgulamaya, şikayet etmeye başlıyor.
Zamanında doya doya oynayamadığı oyunu bu kez ilk okul sırasında oynamak istiyor.
Kurallar karşısına çıkınca bocalıyor.
İşte size nur topu gibi bir okula uyum sorunu.
Hatta okul fobisi.
Bilmem yeterince açık anlatabildim mi.

Bu demek değil ki, çocuklar kreşte hiçbir şey öğrenmeyecek.
Elbette öğrenecekler.
Topluma uyum sağlamayı, kurallara uymayı, insan ilişkilerini, renkleri, doğayı, hayvanları, bitkileri, dünyayı öğrenecekler. Daha doğrusu öğrenmeliler.
Adı üzerinde.
Okul öncesi eğitim.
Sayılar, harfler zaten okul programlarında var.
Bırakın çocuklar onları zamanı gelince öğrensin.

Okul öncesi dönem çocukların bol bol oyun oynaması, oyunla öğrenmesi gereken bir dönem. Çocukların beslenmek, uyumak gibi oynamaya ihtiyaçları var.
Anne baba olarak bu ihtiyaca cevap verecek, oynatırken öğretecek bir kreş bulmak da bizim görevimiz. Ama baştan söyleyeyim işimiz zor.

Aslan Tuna Sarıcan 


Eğer şartlar izin veriyorsa 3 yaş öncesi kreşe göndermeyin!

Özellikle altını çiziyorum, eğer şartlar izin veriyorsa.
Yani eğer çocuğunuza evde bakabilecek biri varsa, bu kişi siz ya da güvenebileceğiniz bir kişiyse, tabi bir de bu kişi çocuğa uyum sağlayabiliyor, onunla kaliteli zaman geçirebiliyorsa üç yaşa kadar çocukların evde kalmalarını tercih ederim.
Ama şartların buna her zaman izin vermediğinin de farkındayım.
Özellikle çalışan ve yardım alması mümkün olmayan anneler çocuklarını çok daha erken kreşe göndermek zorunda kalabiliyor.
Bu çocuğunuzun mutlaka bir sorun yaşayacağı anlamına gelmiyor elbette. Ancak yıllardır okula giden bu çocukların, ilk okul döneminde daha hevessiz hatta bazen bıkmış olabildiklerini görüyorum. O nedenle anne baba olarak size biraz daha fazla sorumluluk düşüyor.
Tabi dikkat etmeniz gereken bazı noktalar da var.
Bunlardan biri çok sık yapılan bir hata.
O da çocuğun kardeşi olunca kreşe başlaması, hatta anne babanın bunu hesap ederek kardeş için o zamanı beklemesi.
Kulağa işleri kolaylaştırıyor gibi gelse de, kardeşle ilgili sorunların temelinde bu anlayış yatıyor çoğu zaman.
Eve yeni bir bebeğin gelişiyle, evden ayrılan çocuk kendini uzaklaştırılmış gibi hissediyor. Hele bir de önceleri yani kendisi evdeyken çalışan annesi şimdi kendisi okula giderken yeni gelen bebekle evde kalıyorsa, bu çocuk nasıl kıskanmasın?
Kardeş bir çocuğun hayatında baş edilmesi, uyum sağlanması gereken en önemli dönüm noktalarından biri gerçekten. Yani zorlu bir görev. Bir de tam bu dönemde çocuğa kreşe alışma görevi yüklemeyin. Bu yük küçücük omuzlarına fazla ağır gelebilir.
Çocuğunuzun kardeşine alışması için evde kardeşi ve annesiyle zaman geçirmesi, aile düzeninde çok fazla şeyin değişmediği en önemlisi de anne ve babasının onun hala çok sevdiğini görmesi, bundan emin olması gerekir.
 
Uzun lafın kısası, aslında çocuğun kreşle tanışma yaşı ailenin şartlarına oldukça bağımlı.
O nedenle yaşa takılmaktan çok, uygun şartlar içinde en doğru adımları atmaya çalışmak bence en iyi sonucu verir.
Bu noktada, oyun grupları, aktivite saatleri ya da çeşitli kurslardan bahsetmediğimin de altını çizmem gerek. Benim bahsettiğim çocuğun tüm gün evinden uzak kaldığı tam zamanlı kreşler.

Çocuğun kreşe hazır olup olmadığını anlamak..

Yaşa takılmayacaksak çocuğumuzun kreşe hazır olup olmadığını nereden anlayacağız?

Çoğu kreşin de belli kriterleri var zaten. Özellikle de çocuğunuz 3 yaş civarındaysa.
İlki ve en önemlisi çocuğun tuvalet alışkanlığı kazanmış olması, kendi kendine yeme ve uyuma konusunda temel bir becerisinin olması da bekleniyor. Bu beceriler çocuğun kreşe ve arkadaş grubuna uyumunu da kolaylaştırıyor. O nedenle kreş kararı vermeden önce çocuğunuzun bu süreçleri atlatmış olmasına dikkat etmekte fayda var.
Ama asıl önemli nokta çocuğunuzun size verdiği mesajlar, sinyaller.
Bu sinyalleri dikkatle okursanız çocuğunuzun "artık bu evden, sizden fazlasına ihtiyacım var" dediğini anlarsınız.

O güne kadar oyun oynarken kendi kendine yeten çocuğunuz, size ya da evde bulunan diğer kişilere daha çok gel beraber oynayalım demeye başlar.
Parka ya da eğlence merkezlerine gittiğinizde, yaşıtlarıyla karşılaştığında ise sizi unutur.
Daha çok soru sormaya başlar.
Daha sık sıkıldığını söyler.

Mesaj çok net: Sizden alacağımı aldım, belli bir olgunluğa eriştim, şimdi arkadaş istiyorum. Yaşıtlarımla olmak istiyorum, farklı bir ortamda yeni şeyler öğrenmek, daha çok oyun oynamak istiyorum"

Kreşte ilk gün..

Kreşe başlama süreci çocuğun mizacı ya da anne babanın tavrına bağlı olarak sancılı olabilir.
Sonuçta muhtemelen sizden ilk kez ayrılıyor.
Üstelik yeni ve tanımadığı bir ortama girmek için.
Bu noktada anne babanın yanı sıra anneanne, babaanne ve dedelerin tutarlı olması son derece önemli.
Bazen aile büyükleri bakımını üstlendikleri çocuğun kreşe gönderilmesini dirençle karşılayabiliyor. Hatta "ben bakamıyor muyum ki" diyerek tepki gösterebiliyorlar.
Onlara bu durumun kendilerinden bağımsız ve torunlarının yararına olduğunu, okul öncesi eğitimin önemini baştan anlatmanız gerekiyor ki sizinle ortak hareket edebilsinler. Çocukların kafasını karıştırmasınlar.

Çocuk çok azı kreşe ilk günden uyum sağlar, çoğu ilk günlerde ayrılık konusunda zorlanır.
İşe ona güven vererek başlayın.
Bir de onun gözünden bakın.
Bilmediği, daha önce hiç tecrübe etmediği bir ortama girecek, hiç tanımadığı yaşıtları ve öğretmen denilen yetişkinlerle tanışacak, gittiği yerde belli kurallar olacak ve onlara uyması gerekecek.
Ne zorlu bir görev değil mi?
Gel-gitleri olması, bir gün kreş için heveslenip diğer gün vazgeçmesi son derece doğal.
Size düşen korkusunu anlayışla karşılamak. Ama asla o korkuyu körüklememek.
O yüzden kreşi sanki bir oyun eviymiş, orada her istediğini yapabilirmiş gibi anlatmayın çocuğunuza. Çünkü ilk okul kadar olmasa bile yine de belli kurallara uyması gerekecek. Eğer siz bu kurallardan hiç bahsetmezseniz, belki ilk gün hevesle gidecek ama ikinci gün hepiniz için çok daha zor olacak. Çünkü çocuk hayal kırıklığına uğrayacak.
Aynı şekilde kreşle ilgili olumsuz mesajlar da vermeyin. Yemeğini yemediğinde, "kreşe bir başla bak orada öğretmen kızınca nasıl da yersin, bakalım öğretmen böyle koşar mı peşinden" derseniz, zamanı gelince çocuğun kreşe hevesle gitmesini bekleyemezsiniz. Aman dikkat!

Önünüzde iki seçenek var.
Her ikisinde de tercihen sizin ama şartlar izin vermiyorsa bakımını üstlenen kişinin birkaç günü çocuğu kreşe alıştırmaya ayırmanız gerekecek.
Eğer çocuğunuz sorun yaşamadan sınıfa girdi, oyuna daldıysa şanslısınız.
Ama eğer işler o kadar kolay görünmüyorsa "aşama aşama" kuralını uygulayabilirsiniz.

İlk gün çocuğunuzu sınıfına bırakınca ona binanın içindeki bir başka noktada bekleyeceğiniz sözünü verin. Ve gerçekten bekleyin.
Aralarda çıkıp baktığında sizi söz verdiğiniz noktada bulsun.
Sakın ola ki kaçmayın!
Tercihen ikinci gün bu kez bina dışında bir nokta seçin, örneğin bahçe, spor salonu.
Sözünüzü tutmanız yine altın kural.
Üçüncü gün ise okulda beklemeyeceğinizi ama yemek saati ya da oyun saatinde okula geleceğinizi anlatın. Ve elbette söz verdiğiniz saatte orada olun.


İkinci seçeneğiniz ise, çocuğunuzun kreş saatlerini kademeli olarak artırmak.
İlk etapta birkaç saatle başlayın. Ama baştan konuştuğunuz saatler konusunda tutarlı olmalısınız.
Ağladı diye kapıp eve götürmek yok.
Bir sonraki etapta yarım gün ve en son olarak da tam gün.
Her ki yöntemde de çocuğunuz bir adıma alıştıktan sonra diğer adıma geçin. Aceleci olursanız geri adım atmak zorunda kalabilirsiniz. Oysa yavaş ama emin adımlarla ilerlemek en doğrusu.
Bu süreçte size muhalefet eden öğretmenlerle de karşılaşabilirsiniz.
Biz her zaman çocuklarla uğraşıyoruz diyerek anne babaları çocuklarını bırakıp gitmeleri konusunda zorlayan o öğretmenlerin, çocuk herhangi bir uyum sorunu yaşadığında sorunu çözmeniz için yine size başvuracağını da unutmayın. Çocuğunuzu en iyi siz tanıyorsunuz. Elbette aşırıya kaçmadan(!) çocuğunuz için doğru adımları atmak da sizin hakkınız. Bu gidip çocukla sınıfında oturabileceğiniz anlamına da gelmiyor tabi ki. Öğretmenin alanına girmeden ama kendi çocuğunuzu da hırpalamadan bir orta yol bulup ona göre davranmalısınız.

Bir başka önemli konu.
Kreşe başlayan çocukların çoğu hemen hastalanır ve zaten çocuğundan ayrılmak konusunda zor ikna olmuş olan anne babalar vicdan azabı duymaya başlar.
Eğer bir de aile büyükleri "ben size demedim mi, sefil ettiniz küçücük çocuğu" diye eleştirilere başlarsa, bu vicdani yük artar da artar.
Ama hemen vazgeçmeyin.

Belki zor gelecek. Daha önceleri hiç grip olmayan çocuğunuz daha iyileşemeden yeniden hastalanacak.
İçinizi rahatlatmaz biliyorum ama bu eninde sonunda olacak.
Kreşe yollamasanız bile, ilkokula başladığında yaşayacaksınız aynı şeyleri.
Doğru zamanda, doğru kreşin çocuğunuza katacakları asla yadsınamaz.

Biliyorum, her çocuk anne babası için biriciktir.
Hepimizin evladı öyle.
Kimimiz daha çok, kimimiz daha az ama hepimiz hayatımızı çocuklarımıza göre şekillendiriyoruz.
Anne baba olarak çoğu zaman kendimizden önce onları düşünüyoruz.
Ama kim bir ömür çocuğunu kolları arasında, kanatları altında tutabilmiş ki..
Kim çocuğunu kötülerden, zorluklardan, başarısızlıklardan tamamen korumayı başarabilmiş ki.
Er ya da geç çocuklarımızı hayatla tanıştırmak zorundayız anne babalar.

Okul öncesi eğitim işte bu işe yarıyor.
Çocuklarımıza paylaşmayı öğretiyor.
Mutluluğuna, üzüntülerine başkalarını ortak etmeyi, onların hayatlarına ortak olmayı.
Hakkını aramayı, saldırmadan hakkını savunmayı, başkalarının hakkını vermeyi.
Empatiyi.
Başarılı iletişim kurmayı.
Fırsatları değerlendirmeyi.
Düşmenin, yenilmenin de normal olduğunu.
Düşünce yeniden kalkmayı. Yeniden başlamayı.
Kendisine olduğu kadar diğerlerine de değer vermeyi.
Hayatın kurallarını..
Hayatın kendisini..



Psikolog Irmak GÜRCAN KERİMOĞLU