Kaliteli Zaman Bilmecesi


Çocuk sahibi olduysanız ya da çocuk gelişimine biraz olsun ilgi duyuyorsanız “kaliteli zaman geçirmekle” ilgili birkaç cümle mutlaka duymuş ya da okumuşsunuzdur. Ancak asıl şaşırtıcı olan bu kadar çok kullanılmasına, konuşulmasına rağmen “kaliteli zaman” dediğimiz bu kavramın hala yanlış anlaşılıyor ve yanlış uygulanıyor olması. İşte bu konuya ayrı bir başlık açıp, üzerinde durmak istememin sebebi de bu.
Zaman artık çok kıymetli. Sabahın köründe evden ayrılıp işe giden, akşam saatlerce trafikle boğuşup, çocuğu yatmadan kısa süre önce eve gelen anne babalar olduk çoğumuz. Her yere yetişmeye çalışmak yorucu, hem de çok yorucu. Bazen fark etmeden o kadar yoruluyoruz ki, aslında en çok önemsediklerimize, çocuklarımıza gereken zamanı ayıramıyoruz. Ya da işin kötüsü ayırdığımızı zannediyoruz..
Kaliteli zamandan bahsediyorsak asıl olan, çocuğun dikkatini çekmeyi başarmak ve ona konsantre olmak. Bunun mutlaka uzun sürmesi de gerekmiyor üstelik. Size soru sorduğu yani öğrenmeye en açık olduğu anda, uğraştığınız her ne ise bırakıp, cevap vereceğiniz birkaç dakika gerçekten kaliteli bir zamandır mesela. İşten eve geldiğinizde, mutfağa koşmadan ya da salonda koltuğa kurulmadan önce, gerçekten merak ederek gününün nasıl geçtiğini sorduğunuz bir sohbet, işte en kaliteli zamanlardan biri. Çizdiği resmi ya da hamurdan yaptığı köpeği size heyecanla göstermeye çalıştığında, onun coşkusuna ortak olup, sorular soruyorsanız, beğeninizi dile getirip onu cesaretlendiriyorsanız, tebrikler, çocuğunuzla kaliteli zaman geçirdiniz.
Çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmek bu kadar kolay olabiliyorken, bunu başaramıyorsak bence en önemli sebep sanıldığı gibi zamansızlık değil, yanlış bildiklerimiz.

       Beraber televizyon izlemek ya da bilgisayar oyunu oynamak kaliteli zaman geçirmek değildir.

Televizyon izlerken iletişim tek yönlüdür. Akış ekrandan karşısında oturan kişiye doğrudur. Ekrana odaklandığınız sırada siz de çocuğunuz da iletişime açık olmazsınız. Benzer şekilde bilgisayarda/tablette/telefonda oynanan bir oyun sırasında tüm dikkatiniz  ekrana yönelir. Bırakın çocukla kaliteli zaman geçirmeyi, ekran başına geçen zaman sizin için bile kaliteli değil.
İşte bu nedenle, eve girer girmez televizyonu açmayın. Boş bir an yakaladığınızda hemen telefonunuza/tabletinize sarılmayın. Çocuklarınızın ekran karşısında geçireceği zamanı da mümkün olduğunca kontrol altında tutmaya çalışın. Teknolojiden tamamen vazgeçmekten bahsetmiyorum elbette ama yüz yüze, gerçek bir iletişim kurma fırsatımız varken sanal olanı tercih etmeyin. Çocuklarınıza da bunu öğretmeyin. Unutmayın, çocuklar nasihatlerinizle değil, sizden gördükleriyle yani davranışlarınızla öğrenirler.



Dünya Kerimoğlu / Kasım 2015


      Beraber AVM’ye gitmek kaliteli zaman geçirmek değildir.

Davranışlarınızı hızlı bir şekilde tüketmeye yönlendirmek üzere kurulmuş, zihninizi yoracak kadar çok uyarıcı içeren, klima ile havalandırılan bu mekanlar özellikle büyük ve kalabalık şehir kültüründe, boş vakitleri değerlendirme noktaları haline geldi. Parklar boş, sokaklar boş, zaten sayısı az olan hayvanat bahçeleri, müzeler boş ama AVM’ler hep tıklım tıklım dolu. Sinemaya gitmek gibi belli bir amacı olanları çıkardığımızda, bir amaca yönelmeden katlar arasında yürüyen, ihtiyacı olan olmayan şeyleri satın alan, etrafa bakıp birbiriyle ciddi anlamda diyalog kurmadan saatler geçiren insanlardan, ailelerden bahsediyoruz. Bu zamanların kaliteli zaman olmadığı konusunda hemfikiriz zannediyorum.
İşte bu nedenle her boş zamanınızda çocuklarınızı alıp AVM’ye koşmayın. Mümkün olduğunca açık havada zaman geçirin. Yürüyüş yapın. Çocuklarınızın ağaçları, çiçekleri, böcekleri, hayvanları yakından görmesini sağlayın, onlara dokunmalarına izin verin. Dünyayı televizyon ekranından değil, dokunarak, soluyarak, hissederek keşfetmesine imkan yaratın.

      Kurs ve dersler arasında koşmak kaliteli zaman geçirmek değildir.

Yeni jenerasyon anne babaların en büyük yanılgısı iyi çocuk yetiştirmenin sırrını kurslar ve dersler zannetmek. İşte bu nedenle bütün hafta iş-okul ve ev arası yaşanan koşturmaca hafta sonları da ev-kurs-ders arası sürüyor. Anne babaların bu iyi niyetli “mükemmellik” çabaları çocuklarına yarar sağlamak bir yana, onların çocukluğundan çalıyor.
Çocuğunuzun sağlıklı bir birey olarak büyümesini istiyorsanız, çocuk olmasına izin vermek zorundasınız. Oyun oynamak zannettiğiniz gibi zaman kaybı değildir. Özellikle okul öncesi ve hatta okul dönemindeki çocuklar oyunla çok şey öğrenir. Hayat sadece okul başarısından ibaret değil unutmayın. Karnesi yüksek notlarla dolu ama selamlaşmayı bile bilmeyen bir çocuk yetiştirmek istemiyorsanız, çocuğunuzun yaşıtlarıyla sadece oyun oynayarak zaman geçirmesine izin verin.


İş yaparken kulak ucuyla dinlemek kaliteli zaman geçirmek değildir.

Bir çocuğun öğrenmeye en açık olduğu an soru sorduğu andır. Size soru sorduğu, heyecanını, sevincini ya da üzüntüsünü paylaştığı anları kaçırmamaya çalışın. Birkaç dakika için bile olsa uğraştığınız şeyi bir kenara bırakın, mümkünse oturup çocuğunuzun gözlerine bakın ve paylaşın.
İş yaparken, televizyon izlerken ya da gazete okurken “anlat seni dinliyorum” deseniz bile verdiğiniz mesaj “söyleyeceklerini önemsemiyorum” olacaktır. Unutmayın iletişimin temel kuralı göz teması. Çocuklarınız sizin onunla gerçekten ilgilenip ilgilenmediğinizi anlayabiliyor. Yani onu değil, sadece kendinizi kandırıyorsunuz. 


Dünya Kerimoğlu /Ekim 2015



Evde çocuklarınızla kaliteli zaman geçirmek adına yapabileceğiniz çok şey var. Asıl önemli olan hem sizin hem de çocuğunuzun beraber geçirdiğiniz zamandan keyif alıyor olmanız. Ama bunun için sürekli bir faaliyet, sürekli bir aktivite içinde olmanıza da gerek yok. Bazen sadece sarılmak, boğuşmak, beraber yuvarlanmak sevgiyi ifade etmenin en kolay yolu olur. İşte bu nedenle evde elinizde boya kalemleri ya da oyun hamurlarıyla koşmanıza, çocuğunuzu masa başında tutmak için çabalamanıza gerek yok. Bırakın sizi o yönlendirsin.

Hediye vermek kaliteli zamanın yerini tutmaz.
Tıpkı biz yetişkinler gibi çocuklar da hediye almayı severler elbette. Ama çocuğunuzla gerçekten ilgilendiğiniz, onunla beraber keyifle geçirdiğiniz zamanların yerini tutmaz bu hediyeler. Yıllar sonra ona aldığınız hediyeleri hatırlamayacak emin olun ama birlikte çıktığınız bir yürüyüş bile hatıraları arasında yerini alabilir.
Yani aslında kaliteli zamanı kalıplara sığdırmaya çalışmak çok anlamsız. Her anne-baba-çocuk ilişkisinde yeniden tanımlanıyor, yeniden anlamlanıyor. Sizin ve çocuğunuzun kişiliğine, ailevi alışkanlıklarınıza, hayal gücünüze göre şekilleniyor. Buradan sonra yazacaklarım da sadece fikir vermek için birkaç tavsiye. Bu tavsiyeleri alıp şekillendirecek ve ondan sonra hayata geçirecek olan sizsiniz.

0-2 yaş arasında çocuklar oldukça hızlı öğrendikleri bir dönemdeler. Hayata dair en temel, ilk bilgiler tertemiz zihinlerine kazınıyor. Dil gelişiminin, motor becerilerin en hızlı edinildiği bu dönemde çocukların en önemli ihtiyaçlarından biri de güven. Beraber geçirdiğiniz zamanlarda çocuğunuzla bol bol konuşun. Onu da konuşması için cesaretlendirin. Hataları değil, başarıları üzerine odaklanın. Takdir etmekten çekinmeyin. Sevginizi koşulsuz gösterin. Gösterin ki, çocuğunuz ilgi ve sevginizin başarıya bağlı olmadığını bu dönemden itibaren benimsesin. Bu dönem çocukları çoğunlukla saklambaç, yakalamaca gibi oyunları sever. Kukla ya da oyuncaklarını seslendirerek, hisleri, düşünceleri hakkında konuşmaya teşvik edebilirsiniz. Empati yeteneğinin temellerini atmak için uygun bir dönem.

Dünya Kerimoğlu /Ocak 2016


2-5 yaş dönemi çocukları için oyun temel bir ihtiyaç. Çocuklar hayata dair rollerini oyunlar aracılığıyla çizer. Okul öncesi dönemdeki kızınızın evcilik oynarken tavırlarını izleyin, temelde annesini birebir kopyaladığını göreceksiniz. O nedenle kız çocukları anneleriyle mutfakta zaman geçirmekten, annelerine yardım etmekten hoşlanır. Erkek çocukları ise babalarıyla araba seyahatlerini, evde bozulan eşyaları tamir etmeyi sever. Bu katılım onlara kendilerini önemli hissettirir. Güven verir. Tabi bu çocukların karşı cinsten ebeveynleriyle zaman geçirmekten hoşlanmadığı anlamına gelmiyor. Her dönemde çocukların hem anne hem de babalarına ihtiyaçları var.
Oyunlar çocukların iç dünyalarının aynası gibi. Evde duygusal ya da fiziksel şiddete maruz kalan çocukların oyunları çok daha hırçın olurken, duygusal ve fiziksel ihtiyaçları sevgiyle giderilen çocuklar çok daha uyumlu oynarlar.

Okul dönemi çocuklarının hayatında artık bambaşka sorumluluklar vardır. Dersler, ödevler, okul, uyulması gereken kurallar. Bunlara uyum sağlamasını beklerken, onun hala bir çocuk olduğunu unutmayın lütfen. Oyun oynadığı zamanlarda da öğrenmeye devam edecek. Üstelik bundan keyif alacak ve zihnini boşaltacak. Bu da okul başarısını olumlu yönde etkileyecek. Yapılan en büyük hatalardan biri okul döneminde çocukların oyun oynamayı bırakıp, bütün boş zamanlarını kitap okumak ya da test çözmekle geçirmesini beklemek. Bu gerçekçi olmayan beklentiler sizi sonunda çocuğunuzla çatışma noktasına götürür. O nedenle beklentilerinizi gerçekçi tutun ve karşınızdakinin bir çocuk olduğunu unutmayın.

Çocuğunuza;
“Neden ders çalışmıyorsun” demek yerine “ders öncesi beraber oyun oynamayı” teklif edin ve keyifle oyununa ortak olun.
“Odanı topla” demek yerine “oyuncakları sepete basket atma” yarışması düzenleyin.
“Kitap oku” demek yerine “hikayeyi merak ettiğinizi” söyleyip sizin için okumasını isteyin.
“İşim var” demek yerine “yardımına ihtiyacım olabilir” deyin.
Bunlar ve daha onlarcası.
Hayatınızda yapacağınız küçük değişimler, zamanınızı “kaliteli zaman”a çevirebilir. 

Yeter ki isteyin..


Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu