İnce Ayar; Kendine Güvenli Çocuk mu, Yoksa Benmerkezci mi?


Girdiği ortama kolay uyum sağlayan, hislerini-düşüncelerini ifade etmekte zorluk çekmeyen, hakkını koruyan ama başkalarının haklarına da saygı duyan bir çocuk. Herhalde her anne babanın hayali. Doğal olan bu, kendi eksikliklerimiz çocuğumuzda olmasın isteriz. İşte o yüzden bize vakti zamanında, “misafirlikte aman bir şey yeme, dedenin yanında uslu otur koltuktan kalkma, soru sorulmadıkça konuşma” diyen anne-babalarımızın tam aksine davranmak için çabalarız. Ama ya ipin ucu kaçarsa.. İşte o zaman da bizim kendine güvenen miniğimiz bir anda kendi isteklerinden başka bir şeyi önemsemeyen benmerkezci bir bireye dönüşür. Yeni nesil anne babaların, özgürlükler dünyasında en sık karşılaştığı sorun da işte tam olarak bu. Elbette çocuklarımız için en iyisini en güzelini istiyoruz, her istediklerini elde etsinler, her diledikleri gerçek olsun diyoruz ama dünya böyle bir yer değil. Zaman zaman hayal kırıklıkları da çıkacak kuzularımızın karşısına. O yüzden bununla baş etmeyi öğretmek de şart.    

Dünya Kerimoğlu (Temmuz 2015)

Ne yapalım o zaman, eski tarza mı dönelim. Kuzumuzun çevresini yasak sınırlarıyla mı örelim? Elbette hayır. İşin sırrı dengeyi tutturmakta. Biraz özenle çocuğumuza “olması gereken sınırlar” içinde bir özgürlük alanı yaratabiliriz. Gelin en iyisi günlük hayatta sık sık karşımıza çıkan birkaç örnek üzerinden bakalım bu sınırları oluşturma meselesine.

-Kızmak sadece bağırmak , azarlamak, dövmek değildir.
Bir çocuğa asla şiddet uygulayarak bir şeyler öğretemezsiniz. Öncelikle bu konuda uzlaşalım. Aşağılamak, azarlamak, sürekli başkalarıyla karşılaştırmak da öyle, aranızdaki iletişimi bozmaktan bir adım öteye götürmez sizi. Ama bu ona hiç kızmayacağınız, en önemlisi de “dur” demeyeceğiniz anlamına gelmiyor.
Örneğin misafirliktesiniz. Annelerin genellikle iki tür davranışı oluyor. Birincisi çocuğunun peşinden bir an olsun ayrılmayan, her an “aman elleme dokunma” diye panik yaşayan anne modeli. İkincisi de ev sahibinin tedirginliklerine pek aldırış etmeyen, çocuğuna dur demeyen anne. İki uçtan bahsediyoruz. Her ikisinde de çocuğa yanlış mesajlar veriliyor. O zaman ne yapmalı?

Misafirliğe giderken, eğer gittiğiniz yerde yaşıt bir çocuk veya oyuncak yoksa (ki olsa bile sizin tedbirli olmanızda fayda var paylaşmayı sevmeyen bir çocukla karşılaşabilirsiniz) ufaklığın oyalanacağı oyuncak, boya kalemi, kağıt gibi şeyler alın yanınıza. Gittiğiniz evin uygun bir alanında, (salonun bir bölümü ya da oda olabilir) çocuğunuzun kendine ait bir alan oluşturmasına izin verin. Her adımında uyararak tedirgin etmeyin ama örneğin kırılacak bir süs eşyasını almaya kalktığında da sessiz kalmayın, uyarın. Ama bu uyarı bağırmak, elinden tutup çekmek olmamalı, kesin bir ifadeyle konuşmanız, çocuğun durumu anlaması için yeterli olur.  Aynı manzara kalabalık restoranlarda da sık yaşanır. Ya bağırıp ağlamaya başlayan bir ufaklığın annesi ve babası onu susturmaya çalışmaktan yemek yiyemez, ya da onlar umursamaz yemeklerini yer bu kez de çevredekiler çığlıklar arasında huzur bulamaz.  
Kararlı tavır göstermeniz gereken bir başka an, çocuğun şiddet eğiliminde olduğu andır. Eğer kuzunuz bir başka çocuğa vuruyorsa müdahale etmek zorundasınız. Çocuklar şiddetin bir iletişim yolu olmadığını çok erken yaşlarda öğrenmeli. Aman ha, uzaktan bu tabloyu izleyip, “bizimki bi patlattı, oyuncağı kaptı” diye içten içe övünen anne babalardan olmayın. O anne babalar yüzünden bugün yolda tartıştığı birine, eşine, çocuklarına vurmakta hiçbir sakınca görmeyen “yetişmemiş” yetişkinler geziyor etrafta.

-Çocuğun fikrini almak, tüm düzeni onun isteklerine göre kurmak değildir.
Her zaman söylerim, çocuklara seçenek sunmak ve bu seçenekler arasında onların tercih yapmasına izin vermek önemlidir. İki üç seçenek arasından giyeceği ayakkabıyı, akşam yiyeceği meyveyi seçmek ufaklığın karar verme becerisini geliştirir hem de sizin onun fikirlerini önemsediğinizi hissettirir. Püf noktası ise çocuğa sunacağınız seçeneklerin onun yaşına ve becerilerine uygun olması. Odası boyanacağı zaman çocuğun önüne renk kartelasını koyup, sonra da kırmızıyı istediğinde o olmaz diyen o kadar çok anne baba tanıyorum ki. Bunun yerine iki-üç renk seçin ve öyle sorun. Böylece seçtiği renge itiraz etmek zorunda da kalmazsınız.
Evlerin belli kuralları olmalı. Yemek saati, yatma saati gibi. Bu kurallar sadece anne babanın işini kolaylaştırmakla da kalmaz üstelik, çocuğa da güven ve istikrar duygusu verir. O yüzden de gereklidir. Eğer evde ne zaman yemek yeneceğine, ne zaman yatacağına çocuk karar veriyorsa, kreşe gittiğinde uyku ve oyun, okula gittiğinde de ders saatine uyum sağlamakta sorun yaşar. Ufaklıklardaki uyum sorunlarının en önemli sebebi, tutarlı davranmayı başaramayan, sınırları çizemeyen anne babalar. Kuzunuzun sizi parmağının ucunda oynatmasına izin vermeyin.

-Çocuğu sürekli kapalı kapılar ardında tutmak onu korumak demek değildir

Çocukların gerçek hayatı öğrenmek için ev dışından birileriyle de iletişim kurmaya ihtiyaçları vardır. Özellikle de yaşıtlarıyla. Parkta oynarken her canı istediğinde salıncaktaki çocuğu indirip kendisinin binemeyeceğini, sıra beklemek zorunda olduğunu öğrenir. Tabi eğer annesi ya da babası, gidip salıncaktaki çocuğa “hadi biraz sen in kardeş binsin” demiyorsa. (Bunu söyleyen anne babaların ne kadar çok olduğunu tahmin edemezsiniz, hatta belki birkaç kere siz de yapmış olabilirsiniz) Böyle davranmak çocuğunuza "sadece benim isteklerim ve ihtiyaçlarım önemli” mesajı verir.  Özellikle 3-6 yaş arası çocukların benmerkezci olma eğilimi vardır ve eğer bu dönemde anne baba davranışlarıyla pekiştirirse bu “dünya benim etrafımda” dönüyor hali kalıcı olur.

Başkalarının da ihtiyaçları olabileceği fikrine ufaklığı alıştırmanın farklı yolları olabilir. Örneğin evdeki çiçeğe her gün su vermeniz gerektiğini ona anlatmak, hatta bir süre sonra bu görevi ona vermek, ya da sokaktaki hayvanlara birlikte yemek götürmek. Ev içinde zaman zaman küçük yardımlar da isteyebilirsiniz. Böylece çocuğunuza kendisi dışında birileri için bir şeyler yapmanın ve işe yaramanın hazzını tattırmış olursunuz.

-Benmerkezci olmamak, kendi hakkını savunmamak değildir.
Aslında çocuklar doğumdan itibaren benmerkezci olma eğilimindedir. Ama özellikle 3-6 yaş arası ve daha sonra da ergenlik döneminde bu eğilim şiddetlenir. Bu dönemlerde korkuya kapılıp ufaklık üzerindeki baskıyı artırmak da ters tepebilir. Hemen “benim çocuğum çok bencil” kaygısını yaşamak yerine bahsettiğimiz küçük önlemler işe yarar.  
Bir çocuğun başkalarının haklarına saygı duymaması kadar kendi haklarını savunmaktan aciz olması da doğru değil. Hepimizin paylaşmaktan hoşlanmadığı özel eşyaları var. Bu durum yaşı kaç olursa olsun bir çocuk için de geçerli olabilir. Normalde oyuncaklarını paylaşmakta sorun yaşamayan bir ufaklığın kimseye vermek istemediği bir oyuncak ayısı varsa, kendi haline bırakın. O ayıyı arkadaşına vermesi için de ısrar etmeyin. Unutmayın bizim için sorun hiçbir oyuncağını paylaşmayan çocuk.
Ya da annesine, arkadaşınıza, komşunuza ayıp olacak diye haklı olmasına rağmen kendi çocuğunuzu azarlamayın. Bunu da sık sık yapıyoruz anneler. Kardeşlerden biri yaramazlık yaptığında ikisini birden azarlamak,cezalandırmak haksızlık.

-Kendi haklarına saygı duyulmayan çocuk, başkalarına saygı duymayı öğrenmekte güçlük çeker.
Aslında anne babalar, unutmamamız gereken şey ne biliyor musunuz? Konuşarak, öğüt vererek çocuklara bir şey öğretmek o kadar zor ki. Çocuklarımız nasıl davransın istiyorsak öyle davranmalıyız. En azından çabalamalıyız. Evde birbirini, birbirinin isteklerini önemsemeyen anne babaların çocukları yaşıtlarına saygı duymayı becerebilir mi dersiniz? Malesef hayır. Sadece anne baba arasındaki ilişki de değil, anne babanın çocukla kurduğu iletişim de belirleyici. Size soru sormaya çalışan bir çocuğu, bir başkasıyla sohbet ettiğiniz için duymamazlıktan geliyorsanız bu hem miniğinizin gururunu kırar hem de ona duyamazlıktan gelmeyi öğretir. Sonra yarın öbür gün, "bu çocuğa yüz kere seslendim de oyunu bırakıp gelmedi" diye yakınırsınız. Bunun yerine birkaç saniye ayırıp kuzunuza bir başkasıyla konuştuğunuzu ve konuşma biter bitmez onunla ilgileneceğinizi söylemek “her an onunla ilgilenemeyeceğinizi ama yine de isteklerine önem verdiğinizi” hissettirir. Sürekli bu mesajı alan bir ufaklık da siz seslendiğinizde hemen gelemese bile, size mazeret bildirir ve ardından yanınıza gelir”.



Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
Ankara/2012








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder