Ağlayan Bir Çocuğu Susturma Klavuzu..

Gelin empati yapalım. Kendinizi küçük bir çocuğun, hatta kendi çocuğunuzun yerine koyun.. Evdesiniz. Anne babanız salonda, televizyon açık. Ama sizi kucaklayıp -üstelik de evde ilginizi çekecek bu kadar çok uyaran varken- doğru odanıza götürüyorlar. Sonra da hoop yatağa. İşte tam o anda yaygarayı basıyorsunuz. Aslında ağlamanız tamamen içgüdüsel. Ama o da ne, siz ağlamaya başlayınca birşey oldu. Anneniz sizi yatırmaktan vazgeçti. Hımm.. Bunu zihninizin bir köşesine yazdınız; ağladım ve beni yatırmaktan vazgeçti!
Ertesi gün, salonda masanın üzerinde duran o ilginç küçük bibloya tam hamle yaptınız, o anda anneniz kaptığı gibi aldı, uzanamayacağınız kadar yüksek dolabın üzerine koydu. Yine kopardınız kıyameti.Veee, sonunda mutlak galibiyet. Biblo birkaç çığlık sonra avuçlarınızın içinde. Hemen bunu da kayda aldınız tabi; ağladım ve istediğimi aldım!
Yemek vakti de durum benzer. Daha fazla yemek istemiyorsunuz. Elinizle ittiniz annenizin çatalı uzatan elini. Ama yok anlamadı. Ağzınızı sımsıkı kapattınız.Yine anlamadı hala zorluyor. Başladınız ağlamaya. "Tamam o zaman yeter bu kadar,doydun" deyip mama sandalyesinden indiriverdi anne..Bir mesaj daha aldınız; ağladım ve bana zorla yemek yedirmekten vazgeçti!

Şimdi yine çocuk olarak tüm bu yaşananlardan ortak bir sonuç çıkarın kendinize; artık konuşmaya çalışmaya, derdini anlatmak için uğraşmaya ne gerek var ki. Ağlarım ve istediğimi yaptırırım..

Dünya Kerimoğlu /2014

İşte bir çocuğun zihninde aynen böyle işler süreç.  Ağlama davranışı anne-baba ya da çevresindekiler tarafından sürekli pekiştirilen çocuk -nasılsa amacına ulaştığı için- farklı yollar bulmak için çabalamaz.
Sonuç, her istediğini ağlayarak elde etmeye çalışan afacanlar ve çaresiz anne-babalar olur.

Gelin en başından başlayalım yine. Çocuğunuz doğduğunda iletişim kurmak için kullanabileceği tek şey ses telleri. Acıkınca ağlıyor, bezini doldurunca, uykusu gelince ya da sadece "beni biraz sev" demek için. Birkaç ay böyle gidecek. Ama işin içine mimikler, el işaretleri ve daha sonra da kelimeler girdiğinde durum değişmeli. Bu noktada anne-babalara ve eğer her ikisi de çalışıyorsa gün içinde çocukla ilgilenen kişiye büyük iş düşüyor.
Çünkü her çocuk mutlaka ama mutlaka ağlayarak istediklerini elde etmeye çalışır. Bu bazen kendiliğinden olur bazen de bir komşu çocuğunda,kuzende,kreşteki arkadaşta görünce. Bu alışkanlığı sürdüren çocukla sürdürmeyen çocuk arasındaki tek fark anne babanın tavrı.
O zaman ne yapmalı?

Tutarlı olun ve kararlı olun..
Tutarlı, kararlı anne babalar çocuklarına "güven" verir, çocuk ağlasa bile durumun değişmeyeceğini bilir.
Ama tutarlı olmak demek çocuğunuzun niyet ettiği herşeye hemen "hayır" demek değil elbet. Ona yapmak, yemek, oynamak istediği birşeyle ilgili kararınızı söylemeden önce mutlaka ikinci bir kez düşünün. Eğer sizin için o kadar da sakıncalı bir durum yoksa "hayır" demek için acele etmeyin. "Hayır" larınızı daha kritik durumlar için saklamanızda fayda var. Sürekli "yapma,etme,dokunma" denilen, engellenen çocuklarda ağlama nöbetleri çok daha sık görülüyor unutmayın. 

Örneğin normalde ufaklığın siz mutfakta yemek yaparken etrafı karıştırmasına izin vermiyorsunuz, şimdiyse yaptığınız tatlıdan artan hamur onun için harika bir oyuncak olur. Aklınızdan "bir kere izin verirsem her defasında ister" diye geçiyor değil mi. Böyle düşünmeyin. "Bu sefer sen de bana yardım edebilirsin. Hamurdan kurabiyeler yapmak ister misin?" deyin ve miniğinize de bir önlük takın. En azından uygun durumlarda ona izin verdiğinizi anlayacaktır. Yok eğer siz baştan hayır deyip, sonra ağladığında eline bir parça hamur tutuşturuyorsanız..Vay halinize..

Tutarlılık sadece kendi davranış ve kararlarınızla ilgili değil. Anne baba olarak da tutarlı olmanız gerekiyor. Annenin "hayır" dediğine baba dayanamayıp "ben izin veriyorum" derse çocuk bu çelişkiyi her alana yaymak için elinden geleni yapar. Küçük bir çocuk bunu kullanmayı gerçekten iyi bilir, büyüdükçe becerisi artar, ergenlik döneminde ise daha önce gözünüzden kaçan bu küçük hata ciddi bir sorun olarak çıkar karşınıza.
Bir de anneanne, babaanne ve dedeler konusu var tabi. Torunlarının her istediğini yapmak için hazır bekleyen büyükanne ve büyükbabalar otoritenizin zayıflamasına sdebep olabilir. Böyle durumlarda öfkelenmek sadece aile içi ilişkilerinizi bozar. Oturup sakin bir şekilde ve çocuğunuzun konuşmaya şahit olmayacağı bir anda, kendi endişelerinizi ön plana çıkararak uyarın anne babanızı. Konunun sizi endişelendirdiğini, torunu için doğru yolu birlikte bulmak istediğinizi söyleyerek başlayacağınız bir konuşma bağırıp çağırmaktan çok daha iyi sonuç verir her zaman..

Ama diyelim ki ipin ucu kaçtı bir kere. Çocuğunuz zayıf noktanızı yakaladı. Peki bu öğrenilmiş davranışı unutturmanın bir yolu var mı? Elbette..
Çocuklar özellikle 1-3 yaş arası ağlayarak ikna yoluna gider.
1-2 yaş arası, ağlama krizine girmiş bir çocuğa uzun uzun açıklamalar yapmanızın hiçbir anlamı yok. Hatta siz ağlama dedikçe muhtemelen çığlıkların dozu daha da artabilir. Böyle anlarda iki seçenek var;
Ya ağlayan, kızaran, bozaran, yerlerde sürünen ya da çırpınan çocuğu gerçekten görmezden geleceksiniz  ya da onun dikkatini başka bir yöne çekeceksiniz.
Birinci yol konusunda şimdiye dek birçok annenin başarılı olamadığı bir gerçek. Haklısınız da insan çoğu zaman bu nöbetlere dayanamıyor, o yüzden dikkat dağıtmak üzerinden gidelim. Öncelikle çevrenizde başkaları varsa, anneanne, babaanne ya da bakıcı abla - teyze, her kafadan bir ses çıkması çocuğun kafasını daha da karıştırır, o yüzden mümkünse birkaç dakika için oradan uzaklaşın. Başka bir odaya geçebilirsiniz.
Çocuğunuzun dikkatini çekecek bir şey bulun. Bu bir oyuncak ya da camdan gördüğünüz bir kuş ya da bulutlar yani aklınıza gelebilecek herşey olabilir. Yeter ki dikkatini çeksin. Siz de mümkün olduğunca şaşırmış, sevinmiş görünün, gerçekten ilgilendiğiniz birşey onun ilgisini daha fazla çeker. Ama sakın ha, ufaklığı yerden kaldırmaya, kucaklamaya, elini koulunu tutmaya -tabi kendisine zarar vermiyorsa - çalışmayın. Bu onu daha çok öfkelendirir.

Eğer çocuğunuz 2-3 yaş arasındaysa, açıklamalarınız az da olsa onun için anlam kazanmaya başlamıştır. Yani uzun nasihatler hala anlamsız ama oyunla birlikte verilen mesajları daha çabuk kavrar.
Mesela,"Görünmez Adam Oyunu". Anne babaların ve öğretmenlerin sıkça başvurduğu bir yöntem bu. çocuğunuz birşey istemek veya sadece inattan ağladığı zaman oyuna başlayabilirsiniz.
"Aaa, yavaş yavaş görünmez olmaya başladın"
Ağlamanın dozu arttıkça, "tamamen görünmez oldun, neredesin seni göremiyorum"
Ağlama bitince "heh işte buradasın, nihayet seni görebildim, şimdi ne yapmak istersin söyle bakalım, beraber kitap okuyalım mı, ya da biraz top oynayalım" (ağlama kendiliğinden bittiğinde mutlaka takdir ediyoruz)

Ama biliyorum işler her zaman planlandığı gibi gitmez. Bazen bir başka çocuk, kalabalık bir ortama girmek ya da sadece o günlük bir huysuzluk bütün dengeleri alt üst edebilir. Ya da o gün yorgunsunuzdur ve sizin mücadele edecek, kuralları uygulayacak haliniz yoktur. Hemen paniğe kapılmayın, çocuk yetiştirmek uzun bir süreç, nadiren yaşanan sapmalar sizi yolunuzdan çıkarmaz, yeter ki bunu bir alışkanlık haline getirmesine izin vermeyin..



Psikolog Irmak Gürcan Kerimoğlu
2012- Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder